ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ (AYİM)

High Military Administrative Court


  • MSB Ana Sayfa
  • AYİM Ana Sayfa
  • Makaleler
  • Makale Arama
  • Kararlar
  • Karar Fihristi
  • Karar Arama
  • İçtihatı Birleştirme Kararları
  • Kararlar

    USULE İLİŞKİN KARARLAR
    Dava Dilekçesinin Süreden Reddi


    KARARLAR
    geri

    Dava Dilekçesinin Süreden Reddi

    ÖZETİ:1602 sayılı Kanun’un 35/b maddesi uyarınca işlem tesisine yetkili makama yapılan başvuru üzerine, 60 günlük bekleme ve ardından dava açma süresi geçtikten sonra açılan davada “süre" bulunmakla beraber; yetkili makamca süre geçtikten sonra verilecek cevabın dava açma süresini ihya edici özelliği bulunduğundan, davanın değil dava dilekçesinin süre yönünden reddi gerekir.

    Davacı vekili 22.09.1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde ve 19.11.1997 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; müvekkili astsubayın 3. Or. Hava Alay K.lığı emrinde görev yapmakta iken, 10.08.1993 tarihinde görevli bulunduğu helikopterin operasyon görevi esnasında Tunceli - Mazgirt bölgesinde düşmesi sonucu ağır yaralandığını, askeri hastanelerde yapılan tedavileri sonunda Eskişehir Hava Hastanesi Sağlık Kurulunun 24.08.1995 gün ve 1142 sayılı raporu ile “Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görev Yapamaz. Arızası Uçuştan Dolayıdır"kararı verildiğini, KKK.lığı tarafından istenmesi üzerine aynı Hastane tarafından verilen 29.05.1997 tarihli Zeyl raporunda çalışma gücü kayıp oranının % 25 olarak tespit edildiğini, bu durumu itibariyle kendisine tam ve daimi malülüyet yardımı yapılması gerektiğini, bu konuda davalı kuruma yaptıkları 07.07.1997 tarihli başvuruya yasal süre içinde herhangi bir cevap verilmediğini, davalı kuruma yaptıkları talebin, sınırlandırılmış bir talep olmadığını, özü itibariyle 205 sayılı Kanun Çerçevesinde malülüyet yardımı talebi olduğunu, davacının durumu hangi malülüyet durumuna (tam veya kısmi) uygunsa o malüliyet yardımının yapılması gerektiğini belirterek; davalı idarece tesis edilen olumsuz işlemin iptalini talep ve dava etmiştir.

    Dosyanın incelenmesinde; davacının helikopter teknisyeni astsubay olarak görev yapmaktayken, mürettebatı olduğu helikopterin görev uçuşu esnasında 10.08.1993 tarihinde Tunceli’de düşmesi sonucu meydana gelen kazada ağır yaralandığı, uzun süren tedavisi sonunda Eskişehir Hava Hastanesi Sağlık Kurulunun 24.08.1995 tarih ve 1142 sayılı raporu ile “Bilateral ileri derecede sensori neural işitme kaybı - iyileşmiş sağ klavikula ve sol iskion pubis kırığı" teşhisiyle “19 / D.F1, 59 / A.F1 Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görev Yapamaz. Arızası Uçuştan Dolayıdır"kararı verildiği, bu raporun 03.12.1995 tarihinde usulüne uygun şekilde onaylandığı, davacının 22.04.1996 tarihinde davalı kuruma yazılı olarak başvurarak kendisine kısmi malülüyet yardımı yapılması isteminde bulunduğu, davalı Kurumca bu başvuru üzerine davacının vücut fonksiyon kayıp oranının bildirilmesi için 26.04.1996 tarihinde GATA K.lığına yazı yazıldığı, GATA K.lığınca 15.05.1996 tarihinde davalı Kuruma yazılan yazıda davacının hastaneye sevkinin talep edildiği, bu talep yazısının 28.05.1996 tarihinde davalı Kurumca davacıya gönderildiği, OYAK Genel Müdürlüğünün 25.07.1996 tarihli yazısıyla GATA Komutanlığından yeniden davacıya ait vücut fonksiyon kayıp oranının sorulduğu, bu makandan herhangi bir cevap gelmediği ve davacıya da başvurusuna ilişkin herhangi bir bildirimde bulunulmadığı, aradan uzunca bir süre geçtikten sonra KKK.lığınca Eskişehir 600 Yt.Hv.Hst.Baştabipliğine 21.03.1997 tarihinde yazılan yazı ile davacının vücut fonksiyon kayıp oranını gösteren zeyl raporunun düzenlenmesinin istendiği, anılan Hastane Sağlık Kurulunca 29.05.1997 tarihinde düzenlenen zeyl raporunda “Hastanın çalışma gücü kayıp oranı %25 olarak değerlendirilmesi uygundur"kanaatinin bildirildiği, davacı vekilinin 07.07.1997 tarihli dilekçesiyle davalı Kuruma bu zeyl raporuyla birlikte başvurarak aynen “Davacının Eskişehir Hava Hastanesi tarafından tesbit edilen %25 çalışma gücü kayıp oranı karşılığı malülüyet yardımı yapılması ..”talebinde bulunduğu, bu başvuruya da davalı Kurumca cevap verilmemesi üzerine, söz konusu zımni red kararının iptali için 22.09.1997 tarihinde AYİM’de bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

    Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkiline “tam ve daimi malülüyet yardımı” yapılması gerekirken yapılmadığını belirterek, buna ilişkin menfi işlemin iptalinden söz etmekteyse de; yukarıda temas edilen 07.07.1997 tarihli Kuruma yazılı başvurusunda açıkça, müvekkilinin tespit edilen %25 çalışma gücü kayıp oranı karşılığı müstehak olduğu malülüyet yardımının yapılmasını talep etmiştir. Bu talebinin ise 205 sayılı OYAK Kanununun 26 / b maddesinde öngörülen kısmi malülüyet yardımından başka birşey olmadığı şüphesizdir. Esasen, aynı Kanunun 26 / a maddesinde düzenlenen tam ve daimi malülüyet yardımına müstehak olabilmesi için, mevcut malülüyetin bir işle meşgul olma imkanından kati surette mahrumiyet sonucunu doğurması gerektiği izahtan varestedir. Bu nedenle, mahkememizce davalı idarenin zımni red işleminin konusunun kısmi malülüyet yardımı yapılmaması olduğu kabul edilerek, buna göre değerlendirme yapılmıştır.

    Bilindiği üzere, idari davalarda “süre” kamu düzeninden olup, davanın her aşamasında re’sen göz önüne alınmak durumundadır. Bu yönde yapılan incelemede; davacının henüz vekilinin devreye girmediği evrede 22.04.1996 tarihinde kendisine kısmi malülüyet yardımı yapılması istemiyle davalı Kuruma yaptığı yazılı başvuruya davalı Kurumca herhangi bir cevap verilmediği, diğer bir deyişle 60 günlük süre içinde herhangi bir işlem tesis edilmediği görülmektedir. 1602 sayılı Kanunun 35 / b maddesine göre yapılan bu başvuru üzerine 60 günlük dava açma süresi geçirildikten çok sonra 29.05.1997 tarihinde alınan zeyl raporu sonrasında bu kez vekili aracılığıyla 07.07.1997 tarihinde aynı konuda davalı Kuruma yapılan ikinci başvurunun, düşmüş olan dava açma süresini ihya edemeyeceği, bunun tek istisnasının yine kanunda gösterildiği bilinen bir olgudur. Bu da, dava açma süresi geçtikten sonra idarece kendiliğinden verilen cevap üzerine dava açma süresinin ihya edilebilirliğidir. Öyle ki, bu durumda açılan davada AYİM davanın süreden reddine değil, dava dilekçesinin süreden reddine karar verebilecek ve bu karardan sonra dahi idarece bir işlem tesis edildiği taktirde, aynı konuda süre engeli ile karşılaşmaksızın davanın esası yeniden dava konusu yapılabilecektir. İşte bu hukuki gerçekten hareketle Kurulumuz, 1602 sayılı Kanunun 35 / b maddesinin amir hükmü uyarınca, kısmi malülüyet yardımı konusunda 22.04.1996 tarihinde davalı Kuruma yapılan başvuru üzerine 60 günlük bekleme ve ardından dava açma süresi geçirildikten çok sonra 22.09.1997 tarihinde açılan davada sürenin geçirilmiş olduğunu belirlemiş; ne var ki, belirtilen nedenlerle, davalı Kurumca herhangi bir cevap verilmemiş olduğu maddi gerçeği karşısında, davanın değil dava dilekçesinin süre yönünden reddi cihetine gidilmiştir.

    Açıklanan nedenlerle; DAVA DİLEKÇESİNİN SÜRE YÖNÜNDEN REDDİNE, yargılama giderlerinin 1602 sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca davacı üzerinde bırakılmasına, ancak davacıdan peşin alınan 870.000 TL. (Sekizyüzyetmişbin lira) ilam harcından 429.000 TL. (Dörtyüzyirmidokuzbin lira) esas dışı maktu ilam harcının düşülmesiyle artan 441.000 TL. (Dörtyüzkırkbirbin lira) nın 492 sayılı Harçlar Kanununun 31 nci maddesi uyarınca istemesi halinde davacıya iadesine,

    Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 13.500.000 TL. (Onüçmilyonbeşyüzbin lira) avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine


    Dergi No:14
    Karar Dairesi:AYİM.1.D.
    Karar Tarihi:17.02.1998
    Karar No: E. 1998/112
    Karar No: K. 1998/312


    geri