ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ (AYİM)

High Military Administrative Court


  • MSB Ana Sayfa
  • AYİM Ana Sayfa
  • Makaleler
  • Makale Arama
  • Kararlar
  • Karar Fihristi
  • Karar Arama
  • İçtihatı Birleştirme Kararları
  • DİL
  • TÜRKÇE
  • ENGLISH

  • GENEL
  • ANA SAYFA
  • AYİM'İN TÜRK YARGI DÜZENİ İÇİNDEKİ YERİ
  • AYİM'DE DAVA AÇMA USUL VE YOLLARI VE DILEKÇE ÖRNEKLERI
  • AYİM YAYIN (DERGİ) FAALİYETLERİ
  • AYİM BİBLİYOGRAFYASI
  • AYİM İÇTÜZÜĞÜ
  • AYİM KANUNU (1602)
  • AYİM'İN BAĞIMSIZLIĞI VE TARAFSIZLIĞINA AİT AİHM KARARLARI
  • AYİM DERGİLERİNİ NASIL EDİNEBİLİRSİNİZ (ABONELİK)
  • AYİM İLETİŞİM ADRESİ
  • AYİM BAŞKANLIĞI

    MAKALELER

    geri

    TÜRK ASKERİ DİSİPLİN HUKUKUNA KISA BİR BAKIŞ

    Yrd. Doç. Dr. Ramazan Yıldırım

    14 NUMARALI DERGİ

    GİRİŞ

    Herkes gibi asker kişiler de hukuka aykırı davranışlar içine girebilirler ve bu davranışları bir hukuksal yaptırımla karşılanır. Asker kişilerin hukuka aykırı davranışlarının tümü ve bunlar için hukuk kurallarının öngördüğü yaptırımlar; üç ana kategoride toplanabilir. Bunlardan birincisi, kural olarak hukuk mahkemelerinde tazminat yaptırımına çarptırılan haksız fiillerdir. İkincisi, Adli yargı içinde yer alan ceza mahkemeleri ile Askeri yargı içinde yer alan askeri mahkemelerde ceza yaptırımına çarptırılan askeri ve sivil suçlardır. Üçüncüsü ise, disiplin amirleri veya disiplin mahkemeleri tarafından disiplin cezalarına çarptırılan disiplini bozucu eylemlerdir

    Bu üç kategori hukuka aykırı davranışların her biri ayrı bir bilimsel çalışmaya konu olacak kadar geniş ve kapsamlıdır. Bundan dolayı bu çalışmada sadece asker kişilerin disiplin cezası ile cezalandırılan eylemleri ile bunlara ilişkin hukuk kuralları irdelenecektir.

    A. DİSİPLİN KAVRAMI

    1. Tanımı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Açısından Önemi

    Disiplin, sözcük anlamı itibariyle, öğretmek ve terbiye etmek bilimi olarak tanımlanabilir[1]. Ancak hukuk dilinde disiplinin farklı bir anlamı vardır. Şöyle ki; kamu idaresi ile birey veya topluluklar arasında iki tür ilişki grubu vardır. Bu ilişki gruplarından da bireyler açısından iki tür ödev veya yükümlülük doğar. Bunlar, genel ödevler ve özel ödevlerdir. Özel ödevler alanında, bireylerle kamu idaresi arasında kurulu bulunan memur[2], öğrenci asker v.s. olma ilişkisi söz konusudur. İdare bu özel ilişki veya statü durumunun sonucu olarak, bu statülerin gerektirdiği ödev ve yükümlülükleri yapmayan bireylere yaptırım uygulama yetkisine sahiptir ki, bu yetki genel anlamda idarenin disiplini sağlama yetkisidir[3]. Disiplin hukukunun temel ilkeleri, yargı kararları ile kimi ceza hukuku ilkelerinden esinlenerek geliştirilmiştir[4].

    Disiplin kavramına silahlı kuvvetler açısından bakılacak olursa şunlar söylenebilir: Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt savunmasında başarı sağlaması; ast-üst, maiyet-amir ilişkilerinin askerilik hizmetinin gereklerine uygun olmasına bağlıdır. “...Ast-üst, maiyet-amir ilişkilerinin hizmetin gereklerine uygun bir seviyede tutulabilmesi ancak sağlam bir disiplinle olur[5]. ...” Disiplin orduların düşmanlarını yenebilmeleri ve bunun için gerektiğinde personelinin hayatını feda edebilmelerine yönelik istek, şevk ve yeteneğini doğurur ve geliştirir. Biçimsel bir itaat, disiplin demek değildir. Belki bunun gösterilmesini sağlayan bir davranış biçimidir. Ancak böyle biçimsel davranışlar disiplin açısından yeterli olamazlar. Disiplin ortak bir inançtır. Düşüncelerden, duygulardan, alışkanlıklardan seçilmiş, bir araya toplanmış ve ortak bir inanç olarak kabul edilmiş bulunan kurallar disiplini doğurur.

    Türk Silahı Kuvvetlerinin görevi, Türk Yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır (İç.H.K.35). Bu görevin sağlanması ancak disiplinli bir orduyla mümkün olabilir.

    Asker kişinin disiplin amiri veya disiplin mahkemesi tarafından disiplin yolu ile cezalandırılması, hukuk biliminin askerleri ilgilendiren bölümü açısından çok önemli bir yer tutar. Disiplin, amirlerin verdiği emrin derhal yerine getirilmesinin temellerinden birini oluşturur[6].

    2. Disipline İlişkin Hukuk Kuralları

    Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 13. maddesinde disiplin şöyle tanımlanmaktadır: “Disiplin: kanunlara, nizamlara ve amirlere bir mutlak itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir” (Madde 13/I) . “Askerliğin temeli disiplindir.” (Madde 13/II) “Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır” (Madde 13/III).

    Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinin “A. ESASLAR” adını taşıyan ilk bölümümün “1. DİSİPLİN” Başlıklı birinci alt bölümünde: “Yurt ve milletin saadet ve istiklalini temin etmek ve cumhuriyeti korumak, ancak disiplini mükemmel olan Silahlı Kuvvetlerle kabildir” (Madde 1/I). “Silahlı Kuvvetlerde disiplin için, Silahlı Kuvvetlerin bütün mensuplarını mutlak bir itaate vicdan mesuliyeti duyarak doğruluğu vazife görmeğe, her hizmeti en küçük teferruatına kadar, büyük bir dikkatle ve istekle yapmağa alıştırmak; kalplerine yurt, Cumhuriyet, Milliyet, meslek ve vazife sevgisini sokmak lazımdır. Bunlar her amirin baş vazifelerindendir” (Madde 1/II). “Tam ve sağlam bir disiplin için, amir ile maiyetin karşılıklı sevgi ve saygı ile birbirine itimat beslemeleri şarttır. Böyle olmayan disiplin tehlikeli olur ve sıkışık zamanlarda çabuk gevşer, bu da muvaffakiyetsizliği ve felaketi doğurur” (Madde 2). “Disiplinin azıcık dahi bozulduğunu veya gevşediğini sezen her amir bunun maddi ve manevi sebeplerini araştırarak gidermeğe ve disiplinin korunması için icabında kanun ve nizamlar dairesinde her türlü tedbirleri almağa ve yetkilerini tamamıyla kullanarak disiplini sağlamağa mecburdur.” (Madde 3) hükümleri bulunmaktadır.

    3. Askeri Disiplinin Unsurları

    İç Hizmet Kanunu’nun 13. maddesinin ilk fıkrası, “Disiplin: kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.” hükmünü içermektedir. Bu fıkra baz alındığında, disiplinin iki ana öğesinin bulunduğu ortaya çıkar. Bunlar; yazılı hukuk kurallarına ve amirlere mutlak itaat ile astın ve üstün haklarına saygıdır.

    a. Yazılı Hukuk Kurallarına ve Amirlere Mutlak İtaat

    On üçüncü maddedeki kanun deyimi gayet açıktır. Bundan yasama organının kanun adındaki irade açıklamaları anlaşılmaktadır. Ancak, nizam deyimi, tüzükleri, yönetmelikleri, ve diğer genel düzenleyici işlem niteliğindeki adsız düzenleyici işlemleri kapsamaktadır. Kanun ve nizam terimleri birlikte değerlendirildiğinde, fıkrada kastedilenin yazılı hukuk kuralları olduğu anlaşılır.

    Amir ise, “makam ve memuriyet itibariyle emretmek salahiyetini haiz kimsedir (İç.H.K. 9). Askerliğin temeli mutlak itaattir. İtaat, her astın üstünden aldığı emri hiç bir kayıt ve şart düşünmeden ve en ufak bir tereddüt göstermeden canla başla yapması, kanunlar ve diğer hukuk kurallarının dışına çıkmaması, yasaklanan şeyleri yapmaması demektir (İç. H.Y. 86/b). Her astın amirlerine karşı mutlak biçimde itaat etmeye mecbur olduğu, İç. H.K.’nun 14. ve İç. H.Y. ‘nin 4.12. maddelerinde hüküm altına alınmıştır.

    Silahlı kuvvetlerde disiplinin yerleşmesi için, bütün mensuplarının mutlak itaate ve vicdani sorumluluk duyarak doğrulukla vazife görmeye ve hizmeti en küçük ayrıntısına kadar büyük bir dikkat ve istekle yapmaya alıştırmak; personelin kalplerine yurt, cumhuriyet, millet, meslek ve görev aşkı sokmak; her amirin öncelikli görevlerindendir.

    b. Astın ve Üstün Haklarına Saygı

    Ast, amir ve üstüne genel adap ve askeri usullere uygun olarak tam bir hürmet göstermeye, amirlerine mutlak bir biçimde itaat etmeye, kanunlar ve diğer genel düzenleyici hukuk kurallarına uymaya mecburdur (İç. H.K.14/1 ve İç. H.Y 4-12.).

    Her asker, astlarının ve üstlerinin hak ve yetkilerine uymakla yükümlüdür. Astın görevleri İç. H.K.’nun 14. maddesinde düzenlenmişken, amirin görevleri, 15-18. maddeleri ile İç. H.Y. 13-27. maddeleri arasında düzenlenmiştir. İç. H.K.’nun 17. maddesine göre amir, maiyetine saygı ve güven hisleri verir. Maiyetinin ahlaki, ruhi ve bedeni durumlarını sürekli olarak gözetim ve koruması altında bulundurur. Amirin maiyetine karşı tarafsızlık ve hakkaniyeti koruması esastır (İç. H.K.17).

    4. Disiplinin Korunması ve Sürdürülmesi

    Amir maiyetinden mutlak bir itaat beklemeye ve istemeye yetkilidir (İç. H.Y.13). Resmi işlerden dolayı sırası düştükçe verilen öğütlerin, yapılan tembih ve ihtarların hükümsüz ve etkisiz kaldığını gören ve özellikle görevde ihmal ve kayıtsızlık sezen her amir derhal yasal yetkilerini kullanarak disiplini sağlamak zorundadır (İç. H.Y.21). Astın da mesleğin istediği mutlak itaati gönül isteği ile yapması şarttır (İç. H.Y. 4)

    Disiplinin çok az bozulduğunu veya gevşediğini sezen her amir bunun maddi ve manevi nedenlerini araştırarak gidermeye ve disiplinin korunması için gerektiğinde kanun ve diğer hukuk kuralları çerçevesinde her türlü önlemleri almaya ve yetkilerini tamamıyla kullanarak disiplini sağlamaya zorunludur (İç. H.Y.3). Silahlı kuvvetlerde disiplin çok önemlidir. Ancak disiplinin korunması için yasa ve diğer hukuk kurallarına aykırı hareket edenler suçları oranında cezalandırılırlar (İç. H.Y.54).

    B. ASKERİ DİSİPLİN CEZALARINA KONU OLAN FİİLLER

    Askeri disiplinin temel amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal düzeninin korunmasıdır. İç Hizmet Kanunun 13. maddesinin son fıkrasına göre, disiplinin korunması ve sürdürülmesi için, özel kanunlarla cezai ve idari önlemlerin alınması gerekmektedir. Ancak bu her zaman mümkün olmamaktadır. Zaman zaman disiplinsiz davranışlarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal iç düzeni bozulmaktadır. Bozulan düzeni tekrar sağlamak ve sağlandıktan sonra da sürdürmek ancak askeri disiplin hukukunun öngördüğü disiplin yaptırımlarıyla mümkündür. Asker kişilerin disiplini bozan eylemleri üç ana kategoriye ayrılmaktadır: Bunlar, disiplin tecavüzleri, disiplin suçları ve kabahatlerdir. Bunlar hakkında aşağıda ayrıntılı bilgiler verilecektir.

    1. DİSİPLİN CEZALARINA KONU OLAN FİİLLERİN ÇEŞİTLERİ

    Doğrudan doğruya askeri disiplin hukukunu ilgilendiren eylemler üç ana kategoride toplanmaktadır[7]. Bunlar disiplin tecavüzleri, disiplin suçları ve askeri kabahatlerdir.

    a. Disiplin Tecavüzleri

    Askeri Ceza Kanunu’nun 162. maddesinde disiplin tecavüzleri şöyle tanımlanmaktadır: “Askeri terbiyeyi, disiplini bozan ve hiç bir ceza kanununun maddelerine uymayan fiiller ve tekasüller” (disiplin tecavüzleridir). Bir başka deyişle, hiçbir kanunda suç olarak tanımlanmamakla beraber, askeri terbiye ve disiplini bozan eylem ve savsaklamalar, disiplin tecavüzleridir. Ceza hükümlerini içermeyen kanunlara ve uyulması zorunlu diğer kurallara aykırı davranışlar disiplin tecavüzlerini oluşturur. Disiplin tecavüzleri Askeri Ceza Kanunu’nda teker teker sayılmamıştır. Ancak bazı Askeri Yargıtay kararlarında disiplin tecavüz örneklerine rastlamak mümkündür. Bu meyanda İç Hizmet Yönetmeliğine aykırı saç uzatmak, kılık kıyafeti bozuk dolaşmak, mesaiye geç gelmek, birliğinden ayrılıp yirmi dört saat geçmeden yakalanmak, izinde iken izin belgesini merkez komutanlığına/askerlik şubesine kaydettirmemek, haklı olan şikayetini muayyen olan usul ve yollarla uymadan yapmak, aşırı borçlanmak, askeri kimliğini kaybetmek sayılabilir[8].

    Her amir, emri altındaki astlarından birinin disiplin tecavüzü teşkil eden bir eylemini haber aldığında o kişinin savunmasını alır. Bu savunmayı kabule değer görmezse As.C.K.171. maddesine bağlı cetvelde gösterilen yetkisini kullanarak o kişiyi cezalandırır. Amir eylemin ağırlığını yetkisi içindeki ceza miktarı ile orantılı görmezse suçlunun daha fazla cezalandırılmasını sağlamak için durumu bir üst disiplin amirine arz edebilir. Disiplin tecavüzü işleyen kişilerin mutlaka cezalandırılmaları gerekmemektedir. As.C.K.nun 163/2. maddesine göre amir bu tür eylemlere ceza verip vermemekte serbesttir. Disiplin tecavüzlerinde verilecek cezalar, As. C. Kanununun 165. maddesinde gösterilmiştir. 22.3.2000 tarih ve 4551 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu yeniden belirlenen bu cezaları şu şekilde saymak mümkündür:

    A. Subaylar, astsubaylar, Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli devlet memurları, uzman jandarmalar ve uzman erbaşlar hakkında:

    1.Uyarı

    2.Aylık kesilmesi: Ek göstergeler dahil, cezalının brüt aylığından 1/30-1/8 oranında kesinti yapılmasıdır.

    3.Göz Hapsi: Dört haftaya kadar.

    4.Oda Hapsi: Dört haftaya kadar.

    B. Askeri öğrenciler hakkında:

    1.Uyarı.

    2.İzinsizlik: Altı haftaya kadar.

    3.Oda Hapsi: Dört haftaya kadar.

    C. Erbaşlar ve erler hakkında:

    1.İzinsizlik.

    2.Sıra Harici Hizmet: Dört haftaya kadar

    3.Oda Hapsi: Dört haftaya kadar

    4.Rütbenin Geri Alınması (Erbaşlar için)

    Disiplin tecavüzü kabul edilen eylemlere mahkemelerin ceza tayin yetkileri yoktur.

    Disiplin tecavüzleri olgusu ve disiplin amirlerine bunları cezalandırma yetkisi tanınması, hukukun temel ilkelerinden olan “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine bir istisna gibi gözükmektedir. Fakat böyle bir istisna yoktur. Aslında yasaların açık biçimde ceza öngörmediği bir eylem için, hiç kimseye ceza verilemez. Suç olan her eylemin yasalarda açıkça gösterilmesi zorunludur. Çünkü, Anayasa’mızın 38. maddesi, “Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı, cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” amir hükmünü içermektedir.

    Disiplin tecavüzleri ve bunlar için verilen disiplin cezalarını, istisna kabul edenler, buna gerekçe olarak: “böyle bir yetki, yurt ve milletin saadetini ve istiklalini temin etmek ve Cumhuriyeti korumakla görevlendirilen Silahlı Kuvvetlere tanınmıştır. Bunun haricinde hiçbir kişi ve kuruluşa, kişi özgürlüğünü kısıtlayıcı, hürriyetinden mahrum edici nitelikte hapis cezası verme yetkisi tanınmamıştır. Bu sebeple disiplin amirlerinin bu yetkilerini adil ve hakkani olarak kullanmaları, ve ancak disiplin önemli derecede bozulduğu veya yapılan fiilin başkalarına kötü örnek teşkil ettiği hallerde ceza vermeleri uygun olur. Bu takdirin kullanılmasında keyfi davranmak, hissi olarak karar vermek uygun olmaz. Aksi takdirde disiplin tesis edilemez.[9]” demektedirler. Türk Silahlı Kuvvetlerine tanınan istisna, disiplin suçu ihdası değildir. Disiplin suçlarına, hürriyeti bağlayıcı cezalar verilmesine ilişkindir. Bu istisna da Anayasa’nın 38. maddesinde “İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından, kanunla istisnalar getirilebilir” biçiminde düzenlenmiştir. Bunun anlamı, kanunların disiplin suçu saydığı eylemlere, idare kural olarak hürriyeti bağlayıcı müeyyideler uygulayamaz. Ancak Yürütme organının doğal uzantısı olan idare içinde yer alan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin iç düzeni ve disiplinin sağlanması açısından kanunların gösterdiği disiplin suçlarına veya askeri kabahatlere karşı yaptırım olarak hürriyeti kısıtlayıcı disiplin cezaları verebilirler. Eğer yasalar her hangi bir eylemi disiplin suçu saymadıysa, devletin hiç bir organı, kurum veya kuruluşu, o eyleme hiç bir yaptırım uygulayamaz. Aksi halde Anayasanın yukarıdaki amir hükmü çiğnenmiş olur ve suçtur.

    Anayasa’nın 38. maddesinde açıkça dile getirilen suçta ve cezada kanunilik ilkesine açık biçimde aykırı olan disiplin tecavüzleri ve bunlar için tertip edilen cezalar, askeri personelin olumsuz sicil almasına ve “disiplinsizlik” dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihracına kadar gidecek tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Örneğin, aşırı derecede borçlanmak, Türk Silahlı Kuvvetleri uygulamasına göre bir disiplin tecavüzüdür. Ancak bu fiil, aynı zamanda 926 sayılı TSK. Personel Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkartılan Subay ve Astsubay Sicil Yönetmelikleri’ne göre bir “ayırma” nedeni de teşkil edebilir. Aşırı derecede borçlanan bir askeri personel, Anayasa’nın 38. maddesine aykırı biçimde disiplin cezasıyla cezalandırılır ve disiplinsizlik nedeniyle emekliye sevk edilebilir. Bu durumda olan ve emekliye sevk edilen bir askeri personelin, emeklilik işlemine karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde açtığı davada, Yüksek Mahkeme şöyle karar vermiştir: “...Silahlı Kuvvetlerin itibarını sarsacak derecede Ankara ve İstanbul piyasalarına borçlanan ve borçlarını ödememesi sebebiyle, icra takiplerine uğrayan davacının disiplinsizlik sebebiyle emekliye sevk işleminde yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırılık yoktur[10]. ...”

    Anayasa’nın içerdiği kurallar ve hükümler, bütün kanunların içerdiği kural ve hükümlerden üstündür. Kanunlarla Anayasa arasındaki bu hiyerarşi, veya anayasanın üstünlüğü, Anayasa’nın 11. maddesinde açıkça dile getirilmiştir. 11. maddeye göre, diğer kanunlar anayasaya uymak zorundadırlar. Anayasa’daki hükümler ile kanunlardaki hükümler birbirinin zıddı ise, Anayasa’nın hükmü tercih edilir ve uygulanır[11]. Üst kurallara aykırı işlemler, ya yargı yerlerince iptal edilirler, ya da uygulanmazlar[12]. Yürürlükteki Anayasa, Askeri Ceza Kanunu’ndan sonra yürürlüğe girmiştir. Normlar hiyerarşisinde daha üst basamaklarda yer alan Anayasa’nın 38. maddesindeki, “Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı, cezalandırılamaz” kuralı; daha aşağı basamakta yer alan ve kendisinden daha önceki tarihte yürürlüğe giren Askeri Ceza Kanunu’nun 162. maddesinde “Askeri terbiyeyi, disiplini bozan ve hiç bir ceza kanunun maddelerine uymayan fiiller ve tekasüller” diye tanımlanan disiplin tecavüzünü, zımnen yürürlükten kaldırmıştır. Fakat, açıkça ilgadan farklı olarak zımnen yürürlükten kaldırılmanın paralelinde yasal düzenlemelerin yapılması zorunludur. Ancak yasa koyucu veya anayasa koyucu, zımnen yürürlükten kaldırma yöntemini terk etmelidirler. Bu siyasal organlar, neyi kaldırdığını açıkça bilmeli ve yeni kanun ya da anayasada açıkça göstermelidir[13]. Bu yasal düzenlemeleri yapacak organ da yasa koyucudur. Aksi halde, kanun hükmünün ihmali[14] veya kanunun Anayasa Mahkemesi ve kanun koyucu dışında, kanuna rağmen anayasanın uygulanması[15] söz konusu olur.

     Disiplin tecavüzünü düzenleyen Askeri Ceza Kanunu’nun 162. maddesinin hükmünü Anayasa’ya uygun hale getirmek için, Anayasa’nın 152. maddesinde düzenlenen “anayasaya aykırılık itirazı yolunun” işletilmesine imkan yoktur. Çünkü, 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Kanunu’nun 21/3. maddesine göre “... disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetimi dışındadır.” Bundan dolayı disiplin tecavüzlerini yürürlükten kaldırmak veya disiplin tecavüzü olarak bilinen fiilleri disiplin suçu haline getirmek ve böylece Askeri Disiplin Hukukunun bu Anayasa’ya aykırı kısmını Anayasa’ya uygun hale getirmek, parlamentonun görevidir.

    aa. Tarifi

    Disiplin suçları ise kısa adıyla 477 Sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanunu’nun oda veya göz hapsiyle cezalandırdığı eylemlerdir ve aynı kanunda tarifleri yapılmıştır. Bu eylemler, 477 Sayılı Kanun çıkarılmadan önce, askeri ceza kanununda disiplin kabahati olarak düzenlenmişti.

    Bunları ad olarak saymak gerekirse; Amir ve üste saygısızlık (madde 47), emre itaatsizlik (madde 48), bilerek doğruyu söylememek (madde 49), kısa süreli kaçma ve izin tecavüzü (madde 50), kaçmaya kalkışanları haber vermemek (madde 51), hizmete mahsus eşyanın harap olmasına sebebiyet vermek veya kaybetmek (madde 52), astına hizmetle ilgili olmayan emir vermek, hediye istemek veya borç almak (madde 53), Astlarını gözetme görevinde ihmal ve kusurlu olmak (madde 54), Astına sövmek, hakaret etmek ve kötü davranmak (madde 55), Nöbet talimatına aykırı hareket etmek (madde 56), Hoşnutsuzluk yaratmak (madde 57), Sarhoşluk ve yasak yerlere girmek (madde 58), Kumar oynamak (madde 59), İzin verilmeyen derneklere ve spor kulüplerine faal üye olarak girmek (madde 60), yasaklanmış yayınları okumak veya bulundurmak (madde 61) olarak sayılabilir.

    Disiplin tecavüzlerinin aksine olarak, disiplin suçunu oluşturan eylemlerin mutlaka cezalandırılması gerekmektedir. Bu nedenle, 477 sayılı kanunun 47. maddesinden başlayarak 61 maddesine kadar olan maddelerde adları geçen disiplin suçlarından herhangi birinin emri altındaki astları tarafından işlendiğini öğrenen her amir, 477 sayılı Kanunun 7. maddesinde kendisine tanınan takdir yetkisini kullanarak kişiyi komutanlık cezalarıyla cezalandırabileceği gibi disiplin mahkemesine de sevk edebilir.

    Disiplin suçları disiplin amirleri tarafından cezalandırılmak istendiğinde, Askeri Ceza Kanunu’nun 171. maddesine bağlı cetvelde gösterilen ceza yetkisi kullanılıp, disiplin suçunu işlediği sabit olan kişiye yukarıda temas edilen 4551 sayılı Kanunla öngörülen cezalardan birisi verilebilecektir.

    Nezdinde disiplin mahkemesi kurulan komutan veya askeri kurum amiri ise; herhangi bir şekilde disiplin suçunun işlendiğini öğrendiğinde doğrudan doğruya disiplin cezası vermeye yetkili olur ve buna dayanarak oda veya göz hapsi cezasıyla cezalandırılmasını uygun görmezse dava açılmasının gerekip gerekmediğine karar vermek üzere disiplin hazırlık soruşturması yapılmasını emreder. Aksi halde 477 sayılı kanunun 14. maddesinin birinci fıkrasına göre işlem yapılmak üzere durumu disiplin cezası vermeye yetkili en yakın amirine bildirir ve varsa evrakı gönderir (D.Mah.K. 14).

    bb. Çeşitleri

    aaa. Amir veya Üste Saygısızlık

    477 Sayılı Kanunun 47. maddesi, Askeri Ceza Kanunu’nun 82. maddesinin ilk fıkrasındaki kabahat niteliğindeki suçu, yeniden ve disiplin suçu olarak düzenlemiştir. Bir başka deyişle, 477 Sayılı Kanun’un 47. maddesi, Askeri Ceza Kanunu’un 82. maddesinin ilk fıkrasını yürürlükten kaldırmıştır. 47. maddenin hükmü şöyledir: “Hizmette veya hizmete ilişkin hallerde amire ve üste zorunlu olduğu saygıyı göstermeyen veya uyarmayı saygı duruşu ile kabul edip dinlemeyenler, bir aya kadar oda veya göz hapsi ile cezalandırılırlar.

    Amir, makam ve memuriyet itibariyle emretmek yetkisine sahip kimsedir. Amirin emri altındakilere maiyet denir (İç H.K.9). Üst kavramı kıdem veya rütbe büyüklüğünü gösterir (İç H.K. 10). Hizmet ise yasalarda veya diğer hukuk kurallarında yapılması veya yapılmaması emredilen konularla, amir tarafından yazı veya sözle emredilen veya yasaklanan işlerdir (İç H. K. 6).

    Yukarıda da işaret edildiği gibi, 47. maddenin mehazı, Askeri Ceza Kanunu’nun 82. maddesinin ilk fıkrasıdır. Askeri Ceza Kanunu’nun bir çok yerinde, “veya” bağlacı yerine “ve” bağlacı kullanılmıştır. Örneğin Askeri Ceza Kanunu’nun 91. maddesi de böyledir. Ancak Askeri yargı yerleri, 91. maddeyi ve benzerlerini, sanki “ve” bağlacının yerinde “veya” bağlacı varmış gibi uygulamışlardır. böyle bir uygulama hakkaniyete daha uyundur. Çünkü Askeri mevzuatımızda yer alan “amir ve üst” kelime öbeklerini “amir veya üst” olarak algılamak ve uygulamak hakkaniyete daha uygundur. Askeri Yargıtay, içinde “amir ve üst” kelime öbeğinin geçtiği Askeri Ceza Kanunun 91. maddesini, “amir veya üst” olarak anladığını, bir içtihadı birleştirme kararında; “ ... askerliğin ve genel anlamda Silahlı Kuvvetler hizmetlerinin ifası bakımından hasıl olan zarurete binaen ve hizmetin ifasındaki sorumluluğu dolayısıyla mafevki himaye maksadıyla tedvin olunan, üst veya amire[16] fiilen taarruz suçunun kanuni unsurları, ...” biçiminde ifade etmiştir. Ayrıca, Askeri Yargıtay’ın 5. Dairesi, 477 sayılı Kanunun 47. maddesine ilişkin bir kararında; “... sanığın olay yerine gelen nöbetçi amirine “nöbetçi amiri sen değilsin ... bana karışamazsın” şeklindeki sözleri, üste hakaret değil, 477 sayılı Kanunun 47 .maddesinde yazılı “hizmette veya hizmete ilişkin hallerde üste zorunlu olduğu saygıyı göstermemek suçunu oluşturur[17]. ...” demektedir.

    Eğer, 47. maddeye, amaçsal yorum yapılmaz da sözel yorumla yetinilirse, amir konumunda olmayan üstlere karşı girişilen maddenin tanımladığı eylemler, cezalandırılamamış olacak. Böylece askerlik hizmetinin yürütülmesinde büyük sorumluluğu olan üstler korunmamış olacaktır. Bu da kanun koyucunun amacına aykırı bir uygulama meydana getirecektir.

    Eğer 47. maddenin kapsamına giren eylemi, suç faili silahlı iken işlerse, yahut toplu erat karşısında işlerse, ya da fail bunu sözlü veya fiili tehdit şeklinde yapmışsa, eylem disiplin suçu olmaktan çıkar, askeri suç oluşturur ve yargılama merci askeri mahkemeler olur[18].

    Yasa koyucuya göre bu suçu oluşturan eylem, askeri disiplini ağır biçimde bozduğundan dolayı, verilecek cezalar ertelenememektedir (D.Mah.K. 45).

    bbb. Emre İtaatsizlik

    İtaatsizlik disiplin suçu, 477 sayılı Kanunun 48. maddesinde düzenlenmiştir. madde metni aynen şöyledir: “Kast veya ihmal ile hizmete ait emri tam yapmamak, değiştirmek veya sınırını aşmak suretiyle itaatsizlik edenlere on günden iki aya kadar oda veya göz hapsi cezası verilebilir.” Daha önce, bu suç, askeri kabahat olarak, Askeri Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenmişti.

    Bu suçun oluşabilmesi için bazı özel unsurların bulunması gerekmektedir. Bunlar; hizmete ilişkin bir emrin varlığı ve kasıt veya ihmal ile emri tam olarak yerine getirmemek, değiştirerek veya sınırlarını aşarak yerine getirmektir.

    Emrin ne olduğu, İç Hizmet Kanunu’nun 8. maddesinde tanımlanmıştır. “Emir hizmete ait bir talep veya yasağın sözle, yazı ile ve sair surette ifadesidir.” Emrin doktrindeki tanımı ise şöyledir: “üstünlük yetki ve kudretini haiz bir merci tarafından, belirli bir hareketin yapılması ya da yapılmaması maksadı ile ast durumunda bulunan kimseye yönelmiş bir irade açıklamasıdır[19]”. Emir ile askerlik hizmetine ilişkin hususların yapılması ya da yapılmaması istenir. Özel işlerin yapılması zımmındaki istekler emir olamaz. Emrin yerine getirilebilmesi için o emrin meşru olması,yani emri alan açısından hukuka aykırı bir durumun olmaması demektir. Bir emrin meşru olabilmesi için, yetkili bir amir tarafından verilmiş olması, astın emri yerine getirmeye mecbur olması ve emrin yasaların gösterdiği ve gerektirdiği şekil ve içerik şartlarına uygun olması gerekmektedir[20].

    Burada şu hususa dikkat etmek gerekir: Anayasa’mızın 137. maddesi kanuna aykırı emrin yerine getirilmeyeceğini hükme bağlamıştır Böyle bir emri alan emri yerine getirmez ve durumu üste bildirir. Üst emrinde ısrar eder ve bunu yazıyla bildirirse, emri yerine getirir. Bu durumda sorumluluk emri veren üste aittir. Ancak konusu suç olan hiçbir emir yerine getirilemez., getirenler de sorumluluktan kurtulamaz. 137 maddenin son fıkrası askeri hizmetlerin görülmesini, istisnalar arasında saymıştır. Askeri Yargıtay da eski bir kararında verilen emrin kanuna aykırı olmasının yerine getirme zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı sonucuna varmıştır[21]. İç Hizmet Kanunu’nun 14. maddesine göre, ast amirlerine mutlak itaate, üstlerine ise kanunların ve nizamların gösterdiği durumlarda mutlak itaate mecburdur. Yani, ast amirinin verdiği ancak konusu suç olmayan emre mutlak biçimde, üstlerinin verdiği emre ise kanunların ve nizamların gösterdiği durumlarda mutlak itaate mecburdur. Hizmetle ilgili olmayan emirler, meşru emirler değildir. Bu tür emirleri astların yerine getirme mecburiyetleri yoktur. Çünkü İç Hizmet Kanunu’nun 16. maddesinin ilk cümlesi, “amir maiyetine hizmetle ilgisi olmayan emir veremez” hükmü vardır.

    Acaba, hizmetle ilgili emirler, kanunlara ve diğer hukuk kurallarına aykırı biçimde verilirse ast yine bu emri yerine getirme mecburiyetinden kurtulur mu? Bu sorunun cevabı “hayır, kurtulmaz” olmalıdır. Çünkü, İç Hizmet Yönetmeliği’nin 33. maddesine göre, “ emirlerin hizmete müteallik olması (Silahlı Kuvvetler Kanunu madde 8 ve 16) ve kanun ve nizamları ihlal etmemesi şarttır. Ancak Askeri Ceza Kanunu’nun 41 maddesinin (b) fıkrası şümulüne giren haller haricinde ast aldığı emri kanun ve nizama uygun bulmasa bile emri yapar ve ondan sonra şikayet eder.” Askeri Yargıtay’a göre ise, “... askerlik hizmetinin özelliği icabı, verilen emirlere mutlak itaatin askerliğin temeli olması nedeniyle, ... konusu suç teşkil etmeyen her emrin kayıtsız ve şartsız ast tarafından yerine getirilmesi gerektiği, (astın) bir şikayeti varsa ondan sonra bu şikayetini yapması lazım geldiği uygulamada istikrar bulmuş bir durum[22](dur)...”

    Askerliğe ait kanunlar ve diğer genel düzenleyici işlemler (tüzük, yönetmelik, adsız düzenleyici işlemler) hizmete ait olmakla birlikte, hizmete ilişkin bir emir oluşturmazlar. Her hangi bir yasa yada genel düzenleyici işlemin düzenlediği bir konu;, amirler tarafından emir haline getirilip asta yöneltilemedikçe hizmete ilişkin bir emir haline gelemezler. Ayrıca, her hangi bir yasanın cezalandırdığı bir eylemin yapılmamasına ilişkin uyarmalar, birer hizmet emri değil tavsiye niteliğindedir. Bu uyarmaları dinlemeyen askeri personele emre itaatsizlikten değil, eylem için yasanın öngördüğü ceza verilebilir[23].

    Amirlerin personele sosyal bir hizmet teklifi niteliğindeki emirlerini geç yerine getirmek, eksik yerine getirmek veya benzeri eylemler, emre itaatsizlik suçunu oluşturmaz. Çünkü bu tür emirler, askeri hizmetle ilgili bir emir değildir. Bu konu, Askeri Yargıtay’ın bir kararında “..bekar subay ve astsubayların mesai bitiminden sonra da kışlada yatacaklarına dair bir emrin yasal bir dayanağı bulunmadığı gibi, emrin hizmete müteallik olmadığı, sadece bekar personele yeni bir imkan sağlamaya yönelik sosyal bir hizmet teklifi niteliğinde bulunduğu, dolayısıyla bu konudaki teklife uymamış olmanın emre itaatsizlik suçunu oluşturmayacağı ...” biçiminde dile getirilmiştir.[24]

    Askeri Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun bir kararına göre, “... kanunun men etmediği bir fiilin salahiyetli makam tarafından verilen emre müsteniden yasak edilmesine mevzuat hükümleri cevaz vermemektedir. Gerek As.C.K.’nun ve gerekse Ordu Dahili Hizmet Talimatnamesinin hükümlerine göre emrin hizmete taalluk etmesi kanun ve nizama uygun olması en önemli bir şarttır. Filhakika Garnizon Komutanlığı sıfatıyla askeri eşhasa verilen emrin yine kanun ve nizama uyması lazımdır[25]. ...” Askeri Yargıtay’ın diğer bir içtihadı birleştirme kararına göre[26], “... (hizmete taalluk etmeyen) emre (uymamak) emre itaatsizlik suçunu teşkil etme(z). ...”

    Bu alt başlık altında zikredilen gerek yargısal içtihatlar ve gerekse doktriner görüşler dikkate alındığında şu sonuca varabiliriz:Emre itaatsizlik suçunun oluşabilmesi için, emrin mutlaka askeri hizmetle ilgili olması gerekmektedir. Hizmetle ilgili emir, yasaların ve diğer düzenleyici hukuk kurallarının ihlalinin belli bir yaptırıma bağlanmadığı durumlarda olmalıdır.

    Emre itaatsizlik disiplin suçunun oluşabilmesi için, hizmete ilişkin emrin tam yapılmaması, emrin değiştirilerek yapılması, veya sınırının aşılması gerekir. Söz konusu eylemlerin mutlaka kasten işlenmesi gerekmemektedir. Failin ihmali de bu suçun oluşması açısından yeterlidir. Dikkat edilirse, burada, emrin hiç yapılmaması söz konusu değildir. Emrin hiç yapılmaması, disiplin suçu değil, Askeri Ceza Kanunu’nun 87. maddesinin kapsamına giren “emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturur.

    Verilen emirlerle, disiplin tecavüzü kapsamında değerlendirilen eylemler veya askeri suçlar, disiplin suçu haline getirilemez. Bu yönde verilen emirlere uymamak da emre itaatsizlik suçu oluşturmaz : “...gizlice birliğini terk edip 24 saat içinde tekrar dönmesinin disiplin tecavüzü niteliğinde bir eylem olduğu, buna göre disiplin amirlerince cezalandırılması gerektiği tel örgüden girip çıkmasının emirle yasaklanmasının vasfını değiştirmeyeceği gerçeği karşısında, disiplin mahkemesince beraat kararı yerine eylemin emre itaatsizlik olarak değerlendirilip yazılı şekilde hüküm tesisi yasaya aykırı olduğundan ... eylemin herhangi bir suç oluşturmaması nedeniyle cezanın çektirilmemesine karar verilmiştir[27].

    Yasa koyucuya göre bu suçu oluşturan eylem, askeri disiplini ağır biçimde bozduğundan dolayı, verilecek cezalar ertelenememektedir (D.Mah.K. 45).

    ccc. Bilerek Doğru Söylemeyenler

    Bu disiplin suçu 477 sayılı Kanunun 49 maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, Askeri Ceza Kanunu’nun 83. maddesine, “hizmet aksamamış ise” kelime öbeği eklenerek kabul edilen bir maddedir, 83. maddenin yerine kabul edilmiş bir madde değildir. madde metni aynen şöyledir: “Hizmete ait işlerde amirin sorusuna karşı bilerek doğru söylemeyenler bu eylemlerinden hizmet aksamamış ise bir aya kadar oda veya göz hapsi ile cezalandırılırlar.”

    Bu suçun oluşabilmesi için, soru soranın amir olması gerekmektedir. Eğer soru soran, sorunun muhatabı olan asker şahsın amiri değilse ve sadece üstü veya başka bir statüye sahipse, 49. maddenin kapsamının dışında kalır. Amirliğin, sürekli olması gerekmez, nöbetçi amirliği veya sadece soru konusu hizmetle ilgili geçici bir amirlik de olabilir.

    İkinci şart, sorunun, hizmetle ilgili olmasıdır. Soru sorulan astın kendi özel hayatına ilişkin veya o anda gördüğü, ya da genel olarak askerlik hizmetiyle ilgisi olmayan sorulara astın doğru cevap vermemesi, bilerek doğru söylememe disiplin suçunu oluşturmaz Hizmetin tanımı, İç.H.K.‘nun 6. maddesinde şöyle tanımlanmaktadır: “Kanunlarla nizamlarda yapılması veya yapılmaması yazılmış hususlarla, amir tarafından yazı veya sözle emredilen veya yasak edilen işlerdir.” İç H. K.’nun 6. maddesinde geçen hizmet terimi, askeri hizmeti tanımlamaktadır. Askeri hizmet, askeri görevlere ilişkin olan ve askeri amaçlara yarayan bir emirle veya askeri mevzuatla hizmet yerinin gerekleriyle yapılması veya yapılmaması gereken eylemleri tanımlar[28]. Örneğin, ordu evleri, askeri gazino ve kantinler, askeri müesseselerden olduklarından, asker kişilerin vazife ve hizmetleri askeri vazifeden sayılmaktadır[29].

    Söz konusu suçun oluşabilmesi için gereken diğer bir şart da, soru muhatabının bilerek doğru söylememesidir. Bir başka deyişle, bu disiplin suçunun manevi unsuru kasttır. Bu suç ihmal veya savsaklama yollarıyla işlenemez. Eğer sorunun muhatabı olan ast, soruya doğru sanarak yanlış cevap verirse veya soruyu yanlış anlar da bu yüzden amirini yanıltıcı bilgi verirse, amirini yanıltma kastı taşımadığı için “bilerek doğru söylememe” suçu oluşmaz.

    Bu suçun olaşabilmesi için gerekli olan son şart; soru muhatabı olan astın kasıtlı olarak doğruyu söylememesinden dolayı hizmet aksamamış olmalıdır. Eğer hizmet aksamışsa, arktık eylem bir disiplin suçu olmaktan çıkar ve Askeri Ceza Kanunu’nun 83. maddesi kapsamına giren bir suç oluşturur.

    Yasa koyucuya göre bu suçu oluşturan eylem, askeri disiplini ağır biçimde bozduğundan verilecek cezalar ertelenememektedir (D.Mah.K.. 45).

    ddd. Kısa Süreli Kaçma ve İzin Tecavüzü

    Bu disiplin suçu 477 sayılı Kanunun 50 maddesinde düzenlenmiştir. 50. maddenin hükmü şöyledir:

    “A) Kıtasından veya görev yerinden kaçanlardan altı gün içinde kendiliğinden gelenler on günden bir aya kadar oda hapsi ile cezalandırılır. Bu eylem görevli iken işlenmiş ve silah, mühimmat, donatım veya askeri taşıma aracı birlikte götürülmüş ise yirmi günden iki aya kadar oda hapsi cezası verilir.

    B) İzin süresini özürsüz altı güne kadar geçirenler yedi günden bir aya kadar oda veya göz hapsi ile cezalandırılırlar.”

    Askerlikten kaçmak, askeri sadakate karşı yapılan ve hizmet ve görevi ağır biçimde ihlal eden mütemadi bir suçtur. Gerek firar gerekse izin tecavüzü suçları, ister uzun süreli olsun isterse kısa süreli olsun, fark etmez. her iki durumda da mütemadi suçlardan olduğu doktrinde genel kabul görmüştür[30].

    Bu disiplin suçlarının daha iyi anlaşılabilmesi için bazı kavramların açıklanması gerekmektedir Bunlar kıt’a, görev yeri ve izin kavramlarıdır.: İç.H.K. 12/a, ve As.C.K. 16’ya göre Kıt’a; “görevin yapılması için taktik ve idari birlikleri kapsayan ve bir kumanda altında toplanan teşkiller”dir. Görev Yeri: bir askeri şahsın kadro ve kuruluş itibariyle bağlı olduğu kıt’ası haricinde askeri vazife icabı bulunmasının zorunlu olduğu yerdir. İzin ise, yasaların askerlik yükümlülüğü altındaki kişiye tanıdığı izinlerdir.

    Kısa süreli kaçma ve izin tecavüzü suçları, tıpkı Askeri Ceza Kanunu kapsamındaki firar suçu gibi, askerlik yükümlülüğü altında bulunan kişiler tarafından işlenebilen suçlardandır. Eğer fail askerlik yükümlülüğü altında değilse, onun askeri şahıs olsa bile eylemi 50. maddenin kapsamındaki suçları oluşturmaz. Örneğin, askeri lise, askeri ortaokul ve eşidi okullardaki öğrenciler, askerlik yükümlülüğü altına girmemişlerdir. Bunların okullarından izinsiz ayrılmaları, Askeri ceza Kanunu kapsamındaki firar suçu ile bu madde kapsamına giren kısa süreli kaçma ve izin tecavüzü suçunu oluşturmaz. Hatta, okuldan izinsiz ayrılmamaları konusunda kendilerine emir verilmiş olsa bile bu emrin hizmetle ilişkisi olmadığından emre itaatsizlik suçu da oluşmaz[31].

    50. maddede düzenlenen disiplin suçlarındaki gün unsuru acaba nasıl belirlenecektir. 50. maddeye dikkatlice bakıldığında, Askeri Ceza Kanunu’nun 68. maddesinin “...kendiliğinden gelenler ...” alt hükmünün yerine konduğu anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, 50 maddedeki disiplin suçunun kanuni unsuru olan “gün” ile Askeri Ceza Kanunu’nun 68. maddesindeki atıf nedeniyle 66. ve 67. maddelerdeki kanuni unsur olan “gün” aynıdır. Askeri Yargıtay’ın bir içtihadı birleştirme Kararına göre “ Askeri Ceza Kanunu’nun 66., 67. ve 68. maddelerinde yer alan ve suçun kanuni unsurunu teşkil eden (gün)ün, 1) kıtadan veya vazifenin ispatı vücut etmeğe mecbur ettiği mahalden izinsiz uzaklaşıldığı günün saati belli ise, bu saatten itibaren 24 saatin geçmesi ile tahakkuk edeceğine, 2) kıtadan veya vazifenin ispatı vücut etmeğe mecbur ettiği mahalden izinsiz uzaklaşıldığı günün saati belli değil ise bu takdirde sanık lehine hareket edilerek suçun işlendiği günün nihayete ermesinden sonra, ertesi günün sıfır saatinden başlayarak 24 saatin geçmesi ile tevekkün edeceğine, 3) Suçun işlendiği günün saati belli ve fakat yakalandığı veya geldiği günün saati belli değil ise, yakalandığı veya geldiği günün sıfır saatinde suçun nihayete ermiş sayılacağına ...” oy çokluğuyla hükmetmiştir[32].

    50. maddenin (A) fıkrasında hüküm altına alınan kısa süreli kaçma suçunun oluşabilmesi için, failin kıt’asından veya görev yerinden izinsiz bir biçimde ayrılması ve altı gün içinde kendiliğinden en yakın askeri makamlara teslim olması gerekmektedir. Yakın akrabasının faili en yakın askeri birliğe getirip teslim etmesi de, uygulamada kendiliğinden gelme olarak değerlendirilmektedir. Fail kendiliğinden veya yakın akrabası aracılığıyla altı gün içinde teslim olmazsa ve fail yakalanırsa, eylem kısa süreli kaçma disiplin suçunu değil, Askeri Ceza Kanunu’nun 66. maddesinin (1.) fıkrasının (a) bendindeki firar suçunu oluşturur. Eğer fail, altı gün içerisinde kendiliğinden ya da yakın akrabası aracılığıyla teslim olmadan yakalanırsa, eylem, Askeri Ceza Kanunu’nun 68. maddesinde tanımlanan “mehil içinde yakalanmakla sona eren firar” suçunu oluşturur. Eğer fail, firar anından itibaren 24 saat içinde yakalanırsa, eylem bir disiplin tecavüzü oluşturur.

    50. maddenin (B) fıkrasında hüküm altına alınan izin tecavüzü suçunun oluşabilmesi için, yasal izin alan askerlik mükellefiyeti altındaki failin, iznin yasal bitim süresinden itibaren altı güne kadar geçirmeleri, bir başka deyişle yasal izinlerinin bitiminden altı gün geç kıtasına veya görev yerine dönmeleri gerekmektedir. “Kanuni izinlerle farklı özellikleri olan günlük şehir izni, evci izni veya vardiya izninden zamanında dönmeyenlerin eylemleri izin tecavüzünü değil, firar suçunu oluşturur[33].” “Evci izni; yasada öngörülen anlamda bir izin olmayıp, ilgililerin aynı garnizonda bulunan yakınlarının yanına yatıya çıkmalarını temine matuf bir nevi müsaade olup, ... bu izinden zamanında ... dönmemesi, izin tecavüzü olmayıp firardır[34]

    Fail kendiliğinden veya yakın akrabası aracılığıyla, yasal izin süresini takip eden altı gün içinde teslim olmazsa ve yakalanırsa, eylem Askeri Ceza Kanunu’nun 66. maddesinin (1.) fıkrasının (b) bendindeki “izin tecavüzü” suçunu oluşturur. Eğer fail, altı gün içerisinde kendiliğinden ya da yakın akrabası aracılığıyla teslim olmadan yakalanırsa, eylem, Askeri Ceza Kanunu’nun 68. maddesinde tanımlanan “mehil içinde yakalanmakla sona eren izin tecavüzü” suçunu oluşturur. Eğer fail, yasal izninin bitiminden itibaren kıt’asına veya görev yerine dönmesi gereken zamandan itibaren geçecek 24 saat içinde gelirse, eylem bir disiplin tecavüzü oluşturur. Askeri Yargıtay’a göre; “...izin tecavüzünde iken .... yakalanan ve kıtasına sevk edilmek üzere nezaret altında(n) .... (failin) kaçması, izin tecavüzünü sürdürme amacına matuf olup yeni bir izin tecavüzüne sebebiyet vermez[35]

    Yasa koyucuya göre kısa süreli kaçma ve izin tecavüzü eylemleri, askeri disiplini ağır biçimde bozduğundan dolayı, verilecek cezalar ertelenememektedir (D.Mah.K. 45).

    eee. Kaçmaya Kalkışanları Haber Vermeme

    Kaçmaya kalkışanları haber vermeme disiplin suçu, Dis.Mah.K.’nun 51. maddesinde düzenlenmiştir. madde hükmü, aynen şöyledir: “bir kaçmaya kalkışmayı doğru olarak haber alıp da kaçmanın önü alınabilecek bir zamanda bunu amirine haber vermeyenler kaçma olmuş ise yedi günden iki aya kadar oda hapsiyle cezalandırılırlar.” Bu madde, Askeri Ceza Kanunu’nun 74. maddesinin hükmünün ilk bölümünün yerine kabul edilmiştir. 74. maddenin hükmünün ilk bölümü, seferberlik dışındaki durumlardaki kaçmaya kalkışanları haber vermeme eylemini düzenlemekteydi. Seferberlik durumunda, kaçmaya kalkışanları haber vermeme bir disiplin suçu olmaktan çıkıp, bir askeri suç durumuna gelmektedir.

    Bu disiplin suçunun manevi unsuru kasttır. İhmalle bu suç işlenemez. Çünkü, kaçmaya kalkışma eylemi doğru olarak öğrenildikten sonra öğrenen kişi bunu ilgili mercilere haber verme yükümlülüğü altına girer. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen, kaçma eylemine göz yummuş demektir.

    Haber verme yükümlülüğü, kaçmanın engellenebileceği bir zamanda geçerlidir. Kaçmanın gerçekleşmesinden sonra öğrenilmesi ve bunun haber verilmemesi, bu maddenin kapsamı dışında kalır. Çünkü asker kişileri, kaçmaya kalkışanları haber verme yükümlülüğü altına sokmanın asıl amacı, kaçmanın önüne geçmektir. Bundan dolayı, asker kişi, kaçmaya kalkışma eylemini doğru olarak öğrenmesine rağmen kaçma eylemi gerçekleşmemişse, 51. maddede tanımlanan disiplin suçu oluşmaz.

    Yasa koyucuya göre kaçmaya kalkışanları haber vermeme eylemi, askeri disiplini ağır biçimde bozduğundan dolayı, verilecek cezalar ertelenememektedir (D.Mah.K. 45).

    fff. Hizmete Mahsus Eşyanın Harap Olmasına Sebep Olmak veya Kaybetmek

    Söz konusu disiplin suçu, 477 sayılı Kanun’un 52. maddesinde düzenlenmiştir. madde hükmü şöyledir: “Hizmete mahsus ve değeri onbeşbin lirayı geçmeyen eşyayı, özürsüz kaybedenler veya harap olmasına sebebiyet verenler; eşyanın eşyanın, değeri de göz önüne alınarak iki aya kadar oda veya göz hapsi ile cezalandırılır.” Bu hüküm, Askeri Ceza Kanunu’nun 130. maddesinin “askeri hizmete mahsus bir şeyi makbul bir sebep olmaksızın kaybeden, ...” hükmünün yerine sevk edilmiştir. Bir başka deyişle, 130. maddenin tırnak içinde verilen bölümü, 52. maddeyle yürürlükten kaldırılmıştır.

    Yasa koyucu, 52. maddeyle, ihmal sonucu askeri eşyanın kaybedilmesi ve ya harap olmasını disiplin suçu olarak düzenlemiştir. madde ile hizmet gereği eşyanın zilyedi olan kişinin bu eşyanın korunmasında gerekli dikkat ve özeni göstermemek suretiyle ortaya çıkan ihmal ya da savsaklamalar cezalandırılmak istenmiştir. Kasıtlı kaybetmek veya harap olmasına neden olmak yine askeri suç olarak 130. maddenin kapsamı içerisindedir.

    Askeri eşyanın savsaklama sonucu (ihmalen) kaybolması veya harap olmasının disiplin suçu olabilmesi için, söz konusu askeri eşyanın maddi değerinin onbeşbin liranın altında olması, askeri eşyanın savaş aracı olmaması gerekmektedir. Bugün itibariyle hangi askeri eşya olursa olsun verilecek zarar kesinlikle onbeşbin liranın üzerinde olacağından, bu maddenin uygulanma olanağı kalmamıştır.

    Kanun koyucu, 52. madde ile disiplin suçu saydığı eylemlere verilecek cezaların infazının ertelenebileceğini öngörmektedir.

    ggg. Astına Hizmetle İlgisi Olmayan Emir vermek, Astından Borç Para İstemek veya Menfaat Sağlamak

    İç Hizmet Kanunu’nun 16. maddesine göre, “amir maiyetine hizmetle ilgili olmayan emir veremez. Astından hususi bir menfaat temin edecek bir talepte bulunamaz. Hediye Kabul edemez ve borç alamaz.” Ancak bu hükme aykırı davranmanın yaptırımın ne olacağı bu maddede belirtilmemiştir. Bunun yerine maddedeki yasaklanan eylemlerin yaptırımı 477 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. 477 Sayılı Kanun’un 53. maddesi, amirlik veya üstlük durumunu kötüye kullanmanın üç ayrı çeşidini disiplin suçu olarak düzenlemiştir. Bu maddenin kapsamına giren eylemler, daha önce Askeri Ceza Kanunu’nun “makam ve memuriyet nüfuzunu suistimal” başlığını taşıyan 6. faslının içinde yer alan 108. maddesinde askeri kabahat olarak düzenlenmişti. Kanun koyucu, fasılda yer alan diğer eylemleri askeri suç olarak korumuş, ancak 108. maddedeki eylem grubunu, disiplin suçu olarak yeniden düzenleyip, 477 Sayılı Kanun’un 53. maddesine aktarmıştır. maddeye göre; “astlarına hizmetle ilgisi olmayan emir verenler, astlarından hediye isteyenler veya borç para alanlar, on günden iki aya kadar oda veya göz hapsiyle cezalandırılırlar." 53. maddenin kapsamına girmeyen eylemlere örnek olarak; astlara konusu suç olan emir vermek, erleri kanuna aykırı hizmetçiliğe vermek ve askeri şahısları tertipli oldukları yerlerden başka yerlere sevk etme eylemleri gösterilebilir. Bu eylemler, askeri suç olarak Askeri Ceza Kanunu’nda Düzenlenmiştir.

    Madde kapsamına giren disiplin suçlarının açıklamasına geçmeden önce, ast kavramının irdelenmesi gerekmektedir. İç Hizmet Kanunu’nun 10. maddesine göre, ast, “üstün rütbece veya kıdemce aşağısında bulunan kimsedir.” Rütbece aşağıda bulunmada uygulamada fazla problem yaşanmamaktadır. Ancak kıdem açısından ast kavramına uygulamada farklı anlamlar yüklenmektedir. Personel Kanunu’nun 3. maddesine göre kıdem, “Belli bir rütbeye nasıp tarihinden itibaren o rütbede hizmet süreleri veya aynı nasıplılar arasında yeterlik bakımından üstünlük sırasıdır.”

    53. madde kapsamındaki disiplin suçlarından uygulamada en fazla astlarından borç almak veya menfaat sağlamak eylemleriyle karşılaşılmaktadır. Bunlar da daha çok erbaşlar veya erler tarafından işlenmektedir. Yukarıdaki paragrafta da belirtildiği üzere, rütbe açısından astları ve üstleri belirlemek kolaydır. Erler arasında ise usta er-acemi er vb. gibi ayrım yapılması fiili bir durum olsa da, söz konusu disiplin suçu bakımından bu ayrımın herhangi bir önemi yoktur ve bu iki grup arasında bir astlık-üstlük ilişkisi söz konusu değildir. Bu durum, Askeri Yargıtay’ın şu kararıyla daha iyi anlaşılacaktır: “...Usta asker olan sanığın dört acemi erden borç para alıp iade etmemesi şeklinde cereyan eden olay sebebiyle dolandırıcılık suçundan açılan kamu davası beratla sonuçlanmış, askeri savcı sanığın memuriyet nüfuzunu suistimal ettiği görüşüyle hükmü temyiz etmiştir. ... “Usta asker” tabiri 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 12. maddesinde (alelumum altı ay ve daha fazla talim görmüş erat) olarak tanımlanmıştır. Bu tabir, 211 sayılı T.S.K. İç Hizmet Kanunu’nun 3. maddesinde sayılan rütbeler arasında yer almadığı gibi, bir makam veya memuriyet unvanı da değildir. Bu nedenle er statüsünde olan sanığın aynı birlikteki diğer erlerden borç para alıp ödememesi şeklinde cereyan eden olayı ... özel borç ilişkisi kabul eden yerel mahkemenin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir[36]. ...”

    53. maddenin disiplin suçu saydığı ilk eylem amirlerin hizmetle ilgisi olmayan emir vermesidir. Hizmetle ilgili olmayan emirler, meşru emirler değildir. Bu tür emirleri astların yerine getirme mecburiyetleri yoktur. Çünkü İç Hizmet Kanunu’nun 16. maddesinin ilk cümleleri, “amir maiyetine hizmetle ilgisi olmayan emir veremez” hükmü vardır. İç Hizmet Yönetmeliği’nin 33. maddesi ise, “ emirlerin hizmete müteallik olması (Silahlı Kuvvetler Kanunu madde 8 ve 16) ve kanun ve nizamları ihlal etmemesi şarttır. Ancak Askeri Ceza Kanunu’nun 41 maddesinin (b) fıkrası şümulüne giren haller haricinde ast aldığı emri kanun ve nizama uygun bulmasa bile emri yapar ve ondan sonra şikayet eder.” hükmünü içermektedir. Burada unutulmaması gereken nokta, kanun ve diğer hukuk kurallarına aykırı verilen bir emir, hizmetle ilgili olabilir. Bu tür emirleri daha önce açıklandığı üzere ast yerine getirecek, fakat emri veren üstü atlayarak şikayet edecektir.

    53. maddenin suç saydığı ikinci eylem, astlarından menfaat sağlamak olarak nitelenebilecek olan hediye ve borç para istemektir. Kanun koyucu, bu disiplin suçunu ihdas etmekle, amirlik veya üstlük sıfatlarının kötüye kullanılması suretiyle çıkar sağlanmasını önlemek istemiştir. Üst konumundaki bir asker kişi, değişik zamanlarda değişik erlerden borç alması, tek bir suç değil, ayrı ayrı suçlardır ve ayrı ayrı cezalandırılır. Aynı çeşit cezalar toplanarak çektirilir, başka çeşit cezalar ise ayrı ayrı çektirilir (D.Mah.K. 42). Astlarından hediye almak suçunun oluşması için hediyenin alınması gerekmemekte, sadece istenmesi yeterlidir[37].

    Kanun koyucu, 53. madde ile disiplin suçu saydığı eylemlere verilecek cezaların infazının ertelenebileceğini öngörmektedir.

    hhh. Astlarını Gözetim Görevinde İhmalli veya Kusurlu Davranmak

    Astlarını gözetim görevinde ihmal ve kusurlu davranmak eylemleri, 477 sayılı Kanun’nun 54. maddesinde düzenlenmiştir. 54. maddeye göre, “astlarını gözetim görevinde ihmal ve kusuru olanlar veya astlarının suçlarını haber vermeyenler, onbeş güne kadar oda veya göz hapsi cezasıyla cezalandırılırlar.” Bu eylemler, daha önce, Askeri Ceza Kanunu’nun 145. maddesinde düzenlenmişti. 477 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte, Askeri Ceza Kanunu’nun 145. maddesinin “maduna nezaret vazifesinde ihmal ve tekasül eden, madunun suçlarını haber vermeyen” kısmının uygulama alanı kalmamıştır. Ancak 145. maddenin geriye kalan hükümleri hala yürürlüktedir.

    Kanun koyucu; amirler için astı gözetim görevini, İç Hizmet Kanunu’nun 17. maddesinde düzenlemiştir. 17. maddeye göre, “Amir, maiyetine hürmet ve itimat hisleri verir. Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur. Amirin maiyetine karşı daima bitaraflık ve hakkaniyeti muhafazası esastır.” Bu madde amire esas olarak üç görev yüklemektedir. Bunlar, maiyetine hürmet ve itimat hisleri vermek, maiyetin ahlaki, ruhi ve beden ihlallerini daima nezaret ve himaye altında bulundurmak ve maiyetine karşı tarafsız olmak ve hakkaniyeti korumak görevleridir. Ancak 54. madde, “astlarını gözetim görevinde ihmal ve kusurlu davrananlar veya astlarının suçunu haber vermeyenler dediğine göre amir olmayan fakat üst veya kıdemli konumundaki asker kişilerin 54. madde kapsamındaki disiplin suçunun faili olacağı kuşkusuzdur. bu görüşü destekleyen bir Askeri Yargıtay kararı da mevcuttur: “mahkemece sanık astsubayın, araç kıdemlisi sıfatı ile, sorumlusu bulunduğu askeri vasıtayı, 27-8-1987 günü görev icabı, bir mahalden birliğe dönerken konvoy içinde kullanan ve tedbirsizlik, dikkatsizlik gibi kusurlu davranışı sonucu girmiş olduğu şarampolde devirerek hasara uğratan şoför er H. B.’a, trafik kazasından önce, kendisinin idaresinde olan araçla, önünde seyreden araç arasındaki mesafe açıldığı halde sesini çıkarmamak ve onun uyukladığını zamanında fark edip adı geçene uyarıda bulunmamak suretiyle kendisine düşen görev ve hizmeti gereği ve yeteri kadar yerine getirmediği ve üstüne atılı memurluk suçunu işlediği kabul edilerek tecilli mahkumiyetine ve 2/8 kusur oranı karşılığı hazine zararını ödemesine karar verilmiş ise de; Memurluk görevini ihmal suçunun oluşabilmesi için, haksız surette yapılan bir ... kamu hizmet ve görevinin, memurun, kanunla ilgili edilmiş görev ve yetkisi içinde yer alması gerekmesine, oysa dava konusu olayda sanığın araç kıdemlisi sıfatıyla bu görev ve yetkisinin kapsamı ile sınırları ve dolayısıyla sorumluluğu bir yönetmelik, yönerge ya da bir emirle belirlenmemesine, bunun yanı sıra sanığın aynı yere giden taşıt kafilesinin komutanı değil bu kafiledeki bir aracın kıdemlisi bulunmasına, o itibarla sanığa yüklenen memurluk görevini ihmal suçunun kanuni unsurları bu olayda tevekkün eylememesine, ancak araç şoförü ile sanık arasında astlık-üstlük ilişkisi mevcut olmasına, sanığın trafik kazasından önceki aşamada bir üst olarak kendisine düşen tedbirleri almamak suretiyle astı üzerinde genel üstlük gözetim ve denetim görevini ifada ihmal gösterdiğinin anlaşılmasına göre, sanık astsubayın dava konusu eyleminin 477 sayılı Kanunun 54. maddesinde yazılı disiplin suçunu oluşturacağı(na) ... karar verildi[38]

    Bu disiplin suçunun oluşması için, amirin veya üstün kasıtlı davranması gerekmemektedir. Suçun manevi unsurunun oluşması için, ihmal yeterlidir. Eğer amir bu davranışlarında kasıtlı ise, Askeri Ceza Kanunu’nun 145. maddesindeki askeri suçu işlemiş olur ve askeri mahkemelerde yargılanması gerekmektedir.

    Kanun koyucu, 54. madde ile disiplin suçu saydığı eylemlere verilecek cezaların infazının ertelenebileceğini öngörmektedir.

    iii. Astına Sövme, Hakaret Etme ve Kötü Davranma

    Astına Sövmek, Hakaret Etmek ve Kötü Davranmak eylemleri, daha önce, Askeri Ceza Kanunu’nun 116. maddesinin 1.ve 2. fıkralarında düzenlenmişti. 477. sayılı Kanun’un 55. maddesiyle bu eylemler yeniden düzenlenerek disiplin suçu haline getirilmiştir. Ancak, Askeri Ceza Kanunu’nun “maddei mahsusa isnadıyla yapılan hakaret”i düzenleyen 116 ncı maddenin 3. fıkrası hala yürürlüktedir. Dolayısıyla astlarına maddei mahsusa tayin ederek hakaret edenler askeri mahkemelerde yargılanacaklardır.

    Askeri Ceza Kanunu’nun 119. maddesinin 3. fıkrasına göre, üst konumundaki asker kişilerin, hizmete ve askerliğe ilişkin kusur ve hatalardan dolayı madunu eleştirmesi ve azarlaması, hakaret ve sövme değildir.

    Burada unutulmaması gereken bir başka nokta, Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesi kapsamına giren asta müessir fiiller, asta kötü davranma olarak nitelenemez. Bu durum, Askeri Yargıtay tarafından, “...sanığın astı olan er(i) tokatla dövmesi olayında, eylemin As.C. K.nun 117/1 maddesine mümas bulunması ve yargılamanın askeri mahkemede yapılmasının gerekmesine rağmen hükümlünün eyleminin astına kötü davranmak olarak tavsif edilip, disiplin mahkemesinde yargılanıp 477 sayılı Kanunun 55. maddesinden cezalandırılması cihetine gidilmiş olması kanuna aykırı bulunmuş ve M.S.B.lığının yazılı emir yoluyla bozma istemine uygun olarak disiplin mahkemesinin ... hükmü bozularak dava dosyası yetkili ve görevli askeri mahkemeye gönderilmiştir” biçiminde yargısal karara bağlanmıştır[39].

    Asta sövme, hakaret etme veya kötü davranmaktan dolayı bir üste disiplin cezası verilebilmesi için, eylemle astın görevi arasında bir ilişkinin olmaması gerekmektedir. Eğer söz konusu eylemlerle astın görevi arasında bir nedensellik bağı varsa, o zaman eylemler, 55. madde kapsamındaki disiplin suçlarını değil, başka kanunlarda düzenlenen suçları oluşturur. Bu görüşü Askeri Yargıtay; “...Sanık binbaşının olay günü nizamiye nöbetçisi olan mağdur Asteğmene görevi sırasında ve sırf görevinden dolayı yaptığı hakareti asta hakaret olarak değil, görevli memura hakaret (TCK 266) olarak niteleyen ve o yolda hüküm tesis eden mahkemenin kararında isabet görülmüştür[40]. ...” biçiminde karar vererek desteklemektedir.

    Kanun koyucu, 55. madde ile disiplin suçu saydığı eylemlere verilecek cezaların infazının ertelenebileceğini öngörmektedir.

    hhh. Nöbet Talimatına Aykırı Davranmak

    İç Hizmet Kanunu’nun 76. maddesinin 1. fıkrasına göre; askerlikte müşterek hizmetlerin yapılmasını ve devamını sağlamak maksadı ile bu hizmetlerin belli bir sıra ve süre ile, subay, askeri memur, ast subay, askeri öğrenci ve erbaş ve erler ile Silahlı Kuvvetler Teşkilatı içinde vazifeli olan bilumum sivil şahıslar tarafından yapılmasıdır. Nöbetçi ise, nöbet hizmetinin yapılması için görevlendirilen şahıstır (İ. H. K. 76/2). Nöbetin, İç Hizmet Kanunu’nun 77. maddesinin hükmü doğrultusunda çıkarılan nöbet talimatlarına uygun tutulması gerekmektedir. Aksi halde, nöbet hizmeti aksamış olur.

    Nöbetin, nöbet talimatlarına aykırı tutulması, hiç bir zararlı sonuç doğurmasa bile, sırf askeri disiplini bozduğu için, kanun koyucu tarafından cezalandırılması gereken bir eylem olarak görülmüş ve 477 Sayılı Kanun’un 56. maddesinde disiplin suçu olarak düzenlenmiştir. madde hükmü şöyledir: “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliğinde belirtilen nöbet görevlerini yaparken nöbet yerini terk edenler ve başka surette nöbet talimatına aykırı hareket edenler bu eylemlerinden dolayı hizmet aksamamış veya maddi zarar doğmamışsa, iki aya kadar oda veya göz hapsi cezası ile cezalandırılırlar.”

    56. maddenin metninden de anlaşılacağı üzere, nöbet talimatına aykırı eylemlerden dolayı askerlik hizmeti aksamışsa veya maddi bir zarar doğmuşsa, söz konusu eylemler, artık disiplin suçu olmaktan çıkar, askeri bir suç olur ve Askeri Ceza Kanunu’nun 136. maddesi kapsamında cezalandırılması gerekir.

    56. madde kapsamına giren eylemlerle birlikte yapılan diğer eylemler, nöbet talimatına aykırı hareket eyleminin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Aksi halde, bir disiplin suçu için iki ayrı ceza verilmiş olur ki, bu da hukuka aykırı olur. Bu konuda bir de Askeri Yargıtay Kararı bulunmaktadır: “... Nöbet yerini terkle ağaç altına oturup sigara içerken yakalanan sanığın nöbet talimatına aykırı hareketten 477 sayılı Kanun’nun 56. maddesi gereğince cezalandırılması yoluna gidildiğine göre, aynı suç içinde mütalaası gereken sigara içmek eyleminin de emre itaatsizlik olarak kabulüyle aynı yasanın 48. maddesine tevfikan mükerreren ceza tayini kanuna aykırıdır[41] ...”

    Nöbet talimatına aykırı hareket, sadece nöbet yerini terk biçiminde yapılmaz. Zaten kanun maddesi de, “... nöbet yerini terk edenler ve başka surette nöbet talimatına aykırı hareket edenler ...” biçiminde kaleme alınmıştır. Nöbetini bir arkadaşına devrederek, nöbet yerinden ayrılmak ve daha sonra gelip tekrar nöbet tutmak[42], nöbet yerinde uyumak, ve buna benzer eylemler, nöbet talimatına aykırı harekettir. Nöbet Talimatına aykırı hareket eylemlerinden dolayı verilecek cezalar Disiplin Mahkemesince ertelenebilir.

    iii. Hoşnutsuzluk Yaratmak

    477 Sayılı Kanun’un 57. maddesine göre, “arkadaşları arasında söz veya fiilleri ile hoşnutsuzluk yaratanlar, bir aya kadar oda veya göz hapsiyle cezalandırılırlar.” Madde kapsamına giren eylemler, daha önce Askeri Ceza Kanunu’nun 86. maddesinin 1. fıkrasında, “askerlikten soğutma” askeri suçları arasında sayılmaktaydı. 57. maddeyle söz konusu eylemler, disiplin suçu haline getirilmiştir.

    Uygulamada, hoşnutsuzluk yaratan eylemler hakkında kuşkuya düşülmekte, karşılıklı müessir fiiller, bir erin bir onbaşıya vurması[43], karşılıklı olarak sövme ve hakaretler, arkadaşları arasında hoşnutsuzluk yaratma olarak nitelenip, disiplin mahkemelerine yargılanmak üzere gönderilmektedir. Halbuki, bu sayılan eylemler, 477 sayılı Kanun’un diğer maddelerinde başka disiplin suçu veya Askeri Ceza Kanunu ile diğer kanunlarda adli veya askeri suç olarak düzenlenmiştir.

    Madde kapsamına giren eylemler, daha çok failin, arkadaşlarını askeri hizmetlere komutanlarına karşı hoşnutsuz hale getirmek için yapılan eylemler veya söylenen sözlerdir. Bir başka deyişle, failin arkadaşlarını, askerlikten soğutma eylemleri 57. maddenin kapsamına girmektedir. Zaten, 57. maddenin yerine konduğu Askeri Ceza Kanunu’nun 96/1. maddesinin başlığı da “askerlikten soğutanların cezası başlığını taşımaktadır. Askeri Yargıtay da hoşnutsuzluk yaratma eylemini böyle yorumluyor: “Sanık erin 21-9-1988 günü orduevinde görevli erlerin yanına gelerek astsubay ....’dan dayak yiyen er R.K.’ya “orduevinde görevli astsubayın kendilerine baskı yaptığını, haklarını aramalarının gerektiğini, şikayet etmelerini ve verdiği emirleri yapmayarak yapmış gibi görünmelerini” söylemesi, erler arasında hoşnutsuzluk yaratmaya matuf söz ve davranışlar olup, astsubaya karşı itaatsizliğe tahrik niteliğinde değildir[44]”

    Yasa koyucu hoşnutsuzluk yaratmayı o kadar ağır bir disiplin suçu saymıştır ki, bunlara verilecek cezaların ertelenmemesini öngörmüştür.

    jjj. Sarhoşluk veya Yasak Yerlere Girmek

    Sarhoşluk veya yasak yerlere girme disiplin suçları, 477 sayılı Kanun’un 58. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeyle korunmak istenen kamu yararı, kıtalar ve görev yerleri içinde ve dışında askerlik mesleğinin saygınlığını korumaktır. Dolayısıyla, bu suçların kıt’a ve görev yerleri dışında işlenebilmesi için, failin askeri kıyafet veya üniforma giyinmiş olması gerekmektedir. Ancak bu suçlardan sarhoşluk suçu görev esnasında işlenirse, bu durum, ceza için bir ağırlaştırıcı nedendir. madde hükmü şöyledir: “(I)Resmi üniforma ile genelevlere, kumarhanelere, meyhanelere, barlara ve girilmesi garnizon komutanlıklarınca yasaklı başka yerlere girenler veya sarhoşluğu gizlenemeyecek derecede olanlar yedi günden bir aya kadar oda veya göz hapsi cezasıyla cezalandırılırlar. (II) Sarhoşluk eylemi görev sırasında işlenmiş ise verilecek ceza onbeş günden iki aya kadar oda veya göz hapsidir.” Bu madde Askeri Ceza Kanunu’nun 150. maddesinin 1. fıkrasının (A) ve (B) bentleri yerine kabul edilmiştir.

    Maddede birkaç disiplin suçu bir arada sayılmış olduğundan, bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:

    - Resmi üniforma ile genelevlere girmek,

    -Resmi üniforma ile meyhanelere girmek

    -Resmi üniforma ile barlara girmek

    -Resmi üniforma ile girilmesi garnizon Komutanlığınca yasak edilen başka yerlere girmek

    -Sarhoşluğu gizlenmeyecek derecede olmak.

    Bu başlık altında özellikle “sarhoşluğu gizlenmeyecek derecede olmak” disiplin suçunun irdelenmesi gerekli bulunmaktadır. Askeri Ceza Kanunu’nun 150/1-A maddesinin disiplin suçu olarak kabul edilip,  477 sayılı Kanuna alınmasından sonra, bu eylem artık Askeri Mahkemelerin değil, Disiplin Mahkemelerinin görevine dahil edilmiştir. Disiplin Mahkemeleri de, en basitinden en ağırına kadar asker kişilerin sarhoşluk suçlarına bakmak durumundadır.

    Türk Ceza Kanunu sistemine göre adli sarhoşluk (m.571), mütecaviz (saldırgan) sarhoşluk (m.572/1), itiyadi sarhoşluk (m. 572/2,3) ve itiyadi iptila derecesine varmış olanların sarhoşluğu (m.573) olarak nitlelendirilen tüm sarhoşluk fiillerinin asker kişiler tarafından işlenmesi halinde Disiplin Mahkemelerinin yetkili kılınmasının; bu mahkemelerin yapısı ve kuruluş amacı itibariyle yerinde ve isabetli olduğu tartışmaya açık bulunmaktadır.

    Sarhoşluk suçunun teşekkülü için, sanığın içkiyi kendi irade ve ihtiyariyle almış bulunması lazımdır. Ayrıca bu hareketin suç teşkil edebilmesi için sanığın sarhoşluğunun gizlenemeyecek derecede açık ve aşikar olması şarttır. Suçun teşekkül unsurlarından biri de, fiilin umumi veya umuma açık bir yerde işlenmesidir. Kendi evinde veya davet edildiği özel bir yerde belirtileri gizlenemeyecek derecede sarhoş olan sanığın eyleminde, 58 inci maddede yazılı sarhoşluk suçunun unsurlarından söz edilemez.

    Bu suçun işlenebilmesi için sanığın resmi bir üniformayı giymiş olması şart değildir. Asker kişilerin sivil elbiseli olarak işleyecekleri gizlenemeyecek derecede sarhoşluk suçunun yargılama yeri yine Disiplin Mahkemeleridir. Nitekim Askeri Yargıtay 3 üncü Dairesinin 16.9.1969 tarih ve E. 1969/418, K. 1969/411 sayılı içtihadı da bu yöndedir. Askerlik bağı devam ettiği sürece asker kişiler izinli, istirahatli, hava değişimli iken dahi işleyecekleri sarhoşluk suçundan dolayı Disiplin Mahkemesinde yargılanırlar.

    Sarhoşluğun tespitinde sanığın alkol alıp almadığının saptanması bakımından doktor raporu alınması tavsiye edilirse de, bu eylemin sübutu için doktor raporu mutlaka gerekli değildir. Sarhoşluk fiili, tanıklık ve sair delillerle de kanıtlanabilir.

    Bu maddeyle disiplin suçu olarak düzenlenen eylemelere verilen cezalar ertelenebilmektedir.

    kkk. Kumar Oynamak

    Kumar, kazanç amacıyla yapılan kar ve zarar baht ve talihe bağlı oyunlardır. Umuma açık yerlerde kumar oynamak veya oynatmak herkes için genel bir suçtur (TCK. 567-570). Ancak, kumar oynamak, askerler için disiplin suçudur ve 477 sayılı Kanun’un 59. maddesi gereğince cezalandırılır. madde Hükmü şöyledir: “Kumar oynayanlar, bir aya kadar oda veya göz hapsi ile cezalandırılırlar.” Madde Askeri Ceza Kanunu’nun 151. maddesinin yerine kabul edilmiştir.

    Kumar oynayan kişi ister üniformalı olsun ister sivil olsun, fark etmez. Her iki halde de kumar oynamak asker kişi için bir disiplin suçudur. Ancak, kumar oynana mahallin aleni bir yer ya da umuma açık olması suçun esaslı unsurlarındandır. Yeter ki eylem şans ve baht oyunlarından kar elde etme amacı gütsün. Ancak burada bir noktaya dikkat etmek gerekiyor: Devletin bütün kişilere izin verdiği şans oyunlarını oynamak, kumar oynama suçunu oluşturmaz. Örneğin, at yarışı, piyango loto ve toto devlet tarafından izin verilen şans oyunlarıdır.

    59. maddeye göre verilen disiplin cezaları ertelenebilir.

    lll. Meslek Kuruluşlarına, İzin Verilmeyen Derneklere ve Spor Kulüplerine Faal Üye Olarak Girmek

    477 Sayılı Kanunun 60. maddesinde disiplin suçu olarak öngörülen eylemleri, İç Hizmet Kanunu’nun 43. maddesi çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir. Bu madde, asker kişilerin, meslek kuruluşları, dernekler ve spor kulüpleriyle olan ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini düzenlemektedir.

    477 Sayılı Kanun’un 60. maddesine göre; meslek kuruluşlarına, Milli Savunma Bakanlığı’nca yayımlanan listede adı bulunmayan derneklere veya spor kulüplerinin faal üyeliklerine girenler, on günden iki aya kadar oda veya göz hapsiyle cezalandırılır. Bu madde, bir yandan Askeri Ceza Kanunu’nun 149. maddesini yürürlükten kaldırmış, diğer yandan daha önce Askeri Ceza Kanunu’nda bulunmayan yeni hükümler getirmiştir.

    Silahlı Kuvvetler mensupları, Milli Savunma Bakanlığınca yayınlanan listede adları yazılı siyasi olmayan dernekler ile spor kulüplerinin faal olmayan üyeliklerine girebilirler. Bu dernek ve spor kulüplerine girenler ve çıkanlar, Mili Savunma Bakanlığı’na bildirilmek üzere yedi gün içinde en yakın amire yazı ile bildirmeye mecburdur. Milli Savunma Bakanlığınca yayınlanan listede adı olmayan dernek veya kulüplere girmek ise yasaktır (İç H. Y. 125.). Silahlı Kuvvetler Mensuplarının kendi kıt’a ve kurumları içinde amatör spor kulüpleri kurmaları ve bu kulüplerde faaliyetlerde bulunmaları serbesttir. Profesyonel sporcular ise, İç H. K.’nun askeri hizmete değinen hükümleri saklı kalmak koşuluyla hafta tatili ve resmi tatil günleriyle izinli oldukları sivil kulüplerde her çeşit müsabaka ve antrenmanlara katılabilirler (İç H. Y. 125.).

    Silahlı Kuvvetler mensupları, kanunla kurulan meslek kuruluşlarına üye olamazlar, organlarında görev alamazlar. Aksi davranış disiplin suçu teşkil eder. Ancak kanunlarda belirtilen kayıt ve şartlara uymak koşuluyla, meslekleriyle ilgili görevlerde çalışmaları, mesleki hizmetleri yürütmeleri, yetkilerini kullanmaları, mesleki eğitim ve öğretim yaptırmaları, kurum amirlerinin izniyle kuruluşun bilimsel çalışmalarına katılmaları mümkündür. Ancak, meslek kuruluşlarına üye olmama durumu, meslek kural ve koşullarına uymak yükümlülüklerine, haklarında mesleki disiplin cezası uygulanmasına, özel kanunların öngördüğü kayıtlarla mesleklerini serbestçe icra etmelerine, resmi veya özel görev almalarına engel değildir[45]. Askerlik yükümlülüğünü yerine getirmekte olan er ve erbaşların üyelikleri, askerlik hizmeti süresince askıda kalır. Bu durum ilgililerin aidat ödeme ve kanunlardan doğan diğer mesleki yükümlülüklerini ve haklarını ortadan kaldırmaz.

    Tekrar 60. maddeye dönersek, meslek kuruluşlarının veya Milli Savunma Bakanlığı’nın yayınladığı listede adları bulunmayan dernek veya spor kulüplerinin faal üyeliklerine girmek disiplin suçu oluşturmaktadır. Bunların dışındaki üyelikler; örneğin listede adı bulunan derneklere veya spor kulüplerine aktif üye olarak girmek, veya diğer dernek veya spor kulüplerine onursal üye olarak girmek disiplin suçu oluşturmaz. Ancak, İç Hizmet Kanunu’nun 43. maddesinin ikinci fıkrası, “Silahlı Kuvvetler mensupları Milli Savunma Bakanlığı’nca adları yayınlanan ve siyasi olmayan cemiyetler ile spor kulüplerinin faal olmayan üyeliklerine girebilirler. Girenler durumlarını en kısa zamanda Milli Savunma Bakanlığı’na bildirmeye mecburdurlar” hükmünü taşımaktadır.

     60. madde kapsamındaki disiplin suçları için verilecek cezaların infazı ertelenebilir.

    mmm. Yasak Yayınları Okumak veya Bulundurmak

    Yasaklanmış yayınları bulundurma veya okuma disiplin suçu sadece askeri öğrenci, erler ve erbaşlar açısından öngörülmüştür. Subaylar ve astsubaylar açısından, yasak yayınları okumak veya bulundurmak bir disiplin suçu değildir. Yedek subay adayları, kurs boyunca öğrenci statüsünde olduklarından, bu yasaklamalar onlar için de geçerlidir.

    Yasak yayınları okumak ve bulundurmak fiilleri, disiplin suçu olarak 477 sayılı Kanun’un 61 inci maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmü şöyledir: “Askeri öğrenci, er ve erbaşlar tarafından okunması veya bulundurulması Genelkurmay Başkanlığı’nca yasak edildiği bildirilen kitapları, dergileri ve her türlü yazıları okuyan veya bulunduranlar, onbeş güne kadar oda veya göz hapsiyle cezalandırılırlar.” Bu madde, Askeri Ceza Kanunu’nun 154. maddesinin (2/a) fıkrası yerine kabul edilmiştir.

    61. maddede düzenlenen disiplin suçlarının kapsamına, sadece Genelkurmay Bakanlığının okunması veya bulundurulmasını yasakladığı süreli veya süresiz yayınlar girmektedir. Bunların dışındakiler, örneğin mahkeme kararıyla toplanan kitapların bulundurulması veya okunması, maddede düzenlenen disiplin suçlarının kapsamına girmemektedir. Genelkurmay Başkanlığının dışındaki makamlar tarafından okunması veya bulundurulması yasaklanan süreli veya süresiz yayınları bulunduran askeri öğrenci, er ve erbaşlar hakkında, genel kurallar geçerli olur. Bir başka deyişle, genel yasaklamalara uymayan kişiler hakkında hangi yasal işlemler yapılırsa, askeri öğrenci, er ve erbaşlar hakkında da o işlemler yapılacaktır.

    61. madde kapsamındaki disiplin suçları için verilen cezalar ertelenebilir niteliktedir.

    c. Disiplin Kabahatleri

    aa. Kavram

    Askeri Ceza kanununun 18. maddesinde yazılı olan eylemlerin hafif halleri, kabahat olarak tanımlanmaktadır (As.C.K. 162/1-B .). Bu eylemlerden bir kaçı hariç diğerleri 477 sayılı Kanunla disiplin suçu olarak yeniden düzenlenmiştir. Disiplin suçu haline gelen kabahatler hakkında artık Askeri Ceza Kanununun uygulama imkanı kalmamıştır. Askeri Ceza Kanunu’nun 18. maddesinin (A) bendinde yazılı olan ve askeri kabahat türünden olan suçlardan 82/1(amire veya üste saygısızlık), 96/1 (hoşnutsuzluk yaratmak), 136/1-B (nöbet talimatına aykırı hareket) ve 150/2 (asarı gizlenemeyen sarhoşluk, yasak yerlere girme ve kumar oynamak), maddeler ile (B) bendinde yazılı olanlardan 68 (kısa süreli kaçma veya izin tecavüzü), 83 (bilerek doğruyu söylememek), 86 (emre itaatsizlik), 108 (hizmetle ilgisi olmayan emir vermek, astından hediye istemek veya borç almak), 130 (hizmete mahsus eşyanın harap olmasına neden olmak veya kaybetmek) ve 145. (astını gözetim görevinde ihmal ve kusurlu davranmak), maddelerde yazılı kısa hapis cezalarını gerektirenler 477 sayılı kanun tarafından iktibas edildiğinden dolayı, Askeri Ceza Kanunu açısından uygulama imkanları kalmamışlardır.

    Kabahatlerin disiplin cezasıyla cezalandırılması veya Askeri mahkemeye sevki, disiplin amirinin takdirine bağlıdır. Ancak, Askeri Yargıtay’a göre “bir disiplin amiri askeri bir kabahati işleyen bir askeri şahsı disiplin cezasıyla cezalandırdıktan sonra ayrıca mahkemeye tevdi edemez[46]”.

    Hala askeri kabahat olarak Askeri Ceza Kanununda yer alan eylemler şunlardır: Neticesiz tahrik (m.93/2), Maduna müessir eylemin az vahim hali (m.117/2)i Mayup kimselere refakatin az vahim hali (m.150/2)i ve Tekasül dolayısıyla esliha ve harp malzemelerine verilen zarar suçlarından kısa süreli hapisle cezalandırılanlar (m.137).

    bb. Yürürlükteki Askeri Disiplin Kabahatleri

    aaa. Neticesiz Tahrik

    Askeri Ceza Kanunu’nun 93/1. fıkrası, tahrik edeni yani muharriki tanımlamaktadır. Söz konusu hükme göre; “askeri şahıslardan birini amire veya mafevke karşı itaatsizliğe, mukavemete, fiilen taarruza sevk ve tahrik eden muharrik sayılır.” Tahrikçi, kendisinden başka bir asker kişiyi üste veya amire karşı itaatsizliğe, karşı koymaya veya direnmeye, ya da fiili taarruzda bulunmaya teşvik eden veya yönlendiren kişidir.

    Tahrikçinin -veya yasanın deyimiyle muharrikin- amacı, asker kişiye, maddede sayılan askeri suçları işletmektir. Kendisi, söz konusu suçları işlemez. Bir başka deyişle, kışkırtıcılıkta veya kanunun deyimi ile muharriklikte iki ayrı fail ve iki ayrı suç vardır. İlk fail, kışkırtıcılık yapan yada tahrik edendir. İkinci fail ise, kışkırtılan kişidir. İlk suç kışkırtıcılık eylemi, ikinci suç ise kışkırtma etkisiyle işlenen emre itaatsizlik, mukavemet veya üste fiili taarruz eylemleridir.

    Eğer ikinci fail, tahrike kapılarak 93/1 de sayılan suçları işlemeye teşebbüs etmiş fakat suçu işlememiş ise, tahrikçilik hukuk dünyasında bir askeri cürüm olarak yerini alır ve 93/3 göre tahrikçi cezalandırılır. Bu durumda, ikinci failin tahrik sonucu, maddede sayılan suçları işlemeye teşebbüs etmesi yeterlidir. Teşebbüsün eksik veya tam olması önemli değildir. Eğer eylemcinin eylemi, teşebbüs derecesinden çıkıp suç tamamlanmışsa, tahrikçi ikinci failin cürmüne şerik yani ortak fail olmuş olur (93/4).

    Bunların dışında bir başka olasılık ise, ikinci failin tahrikçinin tahriklerine hiç kapılmaması durumudur. Bu durumda, tahrikçinin durumu nedir? Böyle bir durumda tahrikçinin eylemi, neticesiz tahrik disiplin kabahatini oluşturur. Ancak “muharrikli(k) suçunda ön görülen itaatsizlik, mukavemet ve fiili taarruz eylemlerinin, bilinen bir hizmete ve belli bir amire veya üste yönelik olması şart(tır)”[47].

    Yasa koyucu, asker kişiyi 93/1. madde kapsamındaki askeri suçları işlemeye tahrik etmeyi, çok ciddi bir biçimde askeri disiplini bozan bir eylem olarak kabul etmiş ve hangi derecede olursa olsun tahrikçiye verilecek cezaların ertelenmemesini öngörmüştür (As.C.K. 47/A).

    bbb. Asta Müessir Fiilin Az Vahim Hali

    Asta müessif fiil, bir askeri suç olarak As.C.K.’nun 117. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak aynı maddenin 2. fıkrasında asta müessir fiilin az vahim hali askeri kabahat olarak öngörülmüştür.

    Asta müessir fiillerin kovuşturulması şikayete bağlı değildir. Yani, res’en kovuşturulması gereken suçlardandır. Asta müessir fiilin kabahat veya cürüm niteliğinde olması bu durumu değiştirmemektedir. 117/2. madde kapsamında verilen cezalar, hangi makam tarafından verilmiş olursa olsun (disiplin amiri veya askeri mahkeme) ertelenebilen cezalardandır (As.C.K. 47/a).

    Acaba, bir asta müessir fiil işlendiğinde, söz konusu eylemin askeri cürüm olan vahim hal mi yoksa az vahim hal mi olduğunu kim belirleyecektir? Bunu belirleyecek mercii, astına müessir fiili ika eden failin amiridir. Eğer asta müessir fiil vahim boyutta ise, disiplin amiri faile disiplin cezası veremeyecektir. Aksi durumda ise yani asta müessir fiil az vahim boyutta kaldıysa, disiplin amiri isterse kendisi cezalandırabilir. İsterse de askeri mahkemeye sevk edebilir. Eğer failin amiri bu belirlemede hata yaparsa, bir başka deyişle vahim durumdaki bir asta müessir fiili, az vahim haldeki asta müessir fiil olarak nitelemişse, disiplin amiri tarafından hataen verilen ve çektirilen cezalar, As.C.K.’nun 180. maddesine göre askeri mahkeme tarafından hükmedilecek cezadan indirilir. Bu konuda bir de yargı kararı bulunmaktadır: “Sanığa isnat edilen asta müessir fiil eyleminin oluşu ve sonucu itibariyle As.C.K.’nun 117. maddesinin 2. fıkrası içinde kabulü mümkün görülmediğinden, disiplin amiri tarafından hataen hükmedilmiş ve çektirilmiş olan üç günlük göz hapsi cezasının As.C.K.’nun 180. maddesi gereğince hükmedilecek cezadan indirilmesinde hata yoktur[48]

    Askeri Yargıtay’ın bazı kararlarında; “...az vahim halin uygulanması hakimin genel takdir hakkına ilişkin bir husus olup, bu nedenle, bütün takdir haklarının kontrolünde olduğu gibi, bunun da kontrolü ancak objektif kıstaslara dayanıp dayanmadığı, makul ve mantıki olup olmadığı ve takdirde bir zaafa düşülüp düşülmediği gibi hususların değerlendirilmesi suretiyle olur[49]” denmektedir. Askeri Yargıtay’ın bu yöndeki görüşünü şöyle anlamak gerekmektedir: Asta müessir fiilin olduğunu haber alan amir, söz konusu eylemin vahim ya da az vahim hal olduğuna bakmadan suç dosyasını askeri mahkemeye sevk etmiştir. Çünkü, disiplin amiri, askeri cürüm suçlarının hepsini (As.C.K. 18), askeri kabahatlerden de kendi takdir ettiklerini (As.C.K.162/2) askeri mahkemeye gönderir. Asta müessir fiillerin az vahim hal ya da vahim hali oluşturduğu konusundaki askeri mahkemelerin takdir yetkisi, sadece kendisine gönderilen dosyalar için geçerlidir, disiplin amirinin cezalandırdığı suçlar için geçerli değildir. Aksi bir yorum ve uygulama; bütün asta müessir fiil dosyalarının askeri mahkemelere sevk edilmesi ve kanun koyucunun disiplin amirine tanıdığı disiplin cezasıyla cezalandırma yetkisinin anlamsız hale gelmesi sonucunu doğuracaktır. Ancak disiplin amiri de, asta müessir fiilden ceza verecekken, az vahim halin takdirinde, yargı içtihatlarını kendisine yol gösterici olarak kabul etmelidir.

    ccc. Kısa Süreli Hapisle Cezalandırılan Tekasül Dolayısıyla Esliha ve Harp Malzemelerine Zarar Vermek

    Kısa süreli hapisle cezalandırılan tekasül dolayısıyla esliha ve harp malzemelerine zarar verme kabahati, As. C.K.’nun 137. maddesinde düzenlenmiştir. madde metni şöyledir: “Vazife veya hizmette tekasül dolayısıyla bir gemi veya tayyarenin veya esliha ve harp malzemesinden birinin mühimce hasara uğramasına sebep olan kısa hapis veya üç seneye kadar hapsolunur.”

    Söz konusu madde ile Silahlı Kuvvetler tarafından kullanılan gemi, uçak, silah ve diğer savaş araç ve gereçlerinin ihmalli davranış sonucunda hasara uğratılması fiilleri cezalandırılmaktadır. madde kapsamına kasıtlı hareketlerle verilen zararlar girmemektedir. madde kapsamındaki suçun özel unsurları; hizmet veya vazifede ihmalli davranış, gemi, uçak, silah ve diğer savaş araç ve gereçlerinden birinin hasara uğraması, meydana gelen hasarın önemlice olması ve ihmalle hasar arasında illiyet bağının olmasıdır.

    As.C.K.’nun 162/1-B. maddesi ve aynı kanunun 18/B. maddelerinin hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 137. madde kapsamında kısa hapis cezasıyla cezalandırılacak olan eylemler de disiplin kabahati olarak düzenlenmiştir. Ancak, 137. maddeden hangi hallerde kısa hapis cezası verileceği anlaşılamamaktadır. Dolayısıyla, ihmal sonucunda silah ve harp araç ve gereçlerini hasara uğratmanın hangi hallerde askeri suç, hangi hallerde de disiplin kabahati olduğu belli değildir. 137. madde kapsamındaki eylemlerin askeri suç ya da askeri kabahat olarak belirlenmesi, failin durumu (örneğin daha önceden disiplin cezası veya askeri ceza alıp almadığı), eylemin işleniş şekli ve meydana gelen hasarın miktarı belirleyecektir.

    Madde metninde geçen “mühimce hasar” deyimi, askeri aracın hareket kabiliyetini ve savaş gücünü etkileyecek ve onu hizmet dışı bırakacak nitelikteki hasarları deyimler[50]. Eğer askeri araçta meydana gelen hasar mühim değilse ihmal suretiyle hasar verme eylemi, 137. madde kapsamındaki askeri suçu veya askeri kabahati değil, 477 sayılı Kanun’un 52. maddesindeki disiplin suçunu oluşturur[51]. Askeri araç ve gereçte oluşan hasarın fail tarafından bedeli ödenerek giderilmesi, suçun oluşumuna engel değildir ve failin cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmaz[52].

    137. madde kapsamında tayin edilecek cezalar ertelenebilir(As.C.K. 47/a).

    ddd. Mâyup Kimselere Refakatin Az Vahim Hali (150/2)

    Mâyup kimselere refakat, bir askeri suç olarak, As.C.K.’nun 150/1-C de düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 1. fıkrasının A ve B bentlerinin hükümlerinin kapsamına giren eylemler, 477 sayılı Kanun’un 58. maddesiyle yeniden düzenlenerek disiplin suçu haline getirilmiştir. Ancak 150. maddenin 2. fıkrası mâyup kimselerle dolaşmanın az vahim halini askeri kabahat olarak düzenlemektedir.

    Söz konusu disiplin kabahatini anlamak için, öncelikle “mâyup kimseler” kavramının açıklanması gerekmektedir. Mâyup kimseler asker kişinin bulunduğu muhitin değer ve adetlerine göre halkın çoğunluğunun ayıpladığı ve arkadaşlığından ve birlikte olmaktan kaçındığı kişilerdir[53]. Örneğin, hayatlarını fahişelikle veya dilencilikle kazananlar, daha önce genelevlerde çalışmış kişiler, mâyup kimselere örnek olarak verilebilir.

    Mâyup kimselerle bilerek arkadaşlık etmenin az vahim halinin nasıl gerçekleşebileceği, ne yasada, ne de yargı kararlarında belirlenmiştir. Bu disiplin kabahatinin gerçekleşebilmesi için, her şeyden önce asker kişinin askeri kıyafet giymiş olması gerekmektedir. İkinci olarak bu eylemi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş olması gerekmektedir. Askeri Yargıtay’a göre asker kişinin üniformasını giyili olduğu halde, daha önce bilerek ve isteyerek arkadaşlık etmesi[54] ve birlikte umuma açık yerlerde yemek yemeleri, mâyup kimselere bilerek refakat etme suçunu oluşturmaktadır. Buradan yola çıkarak, mâyup kimsenin kara yolunda karşıdan karşıya geçmesine üniformalı olarak yardımcı olmak söz konusu fiilin az vahim halini oluşturur. Kanun koyucu bu suça verilecek cezaların ertelenebileceğini öngörmektedir.

    B. DİSİPLİN CEZALARINI VERMEYE YETKİLİ MAKAMLAR

    1. Disiplin Amirleri

    Disiplin tecavüzlerini cezalandırma veya cezalandırmama yetki ve görevi, disiplin amirlerinindir. Ancak, disiplin tecavüzlerini askeri mahkeme veya disiplin mahkemesine sevk edemezler.

    Buna karşılık, askeri kabahatlerin veya disiplin suçlarının mutlaka cezalandırılması gerekir. Ancak, askeri kabahatler ve disiplin suçlarında, disiplin amirine kendilerince cezalandırma veya askeri mahkeme veya disiplin mahkemelerine sevki konusunda takdir yetkisi tanınmıştır. Disiplin amirleri, bir askeri kabahatin işlendiğini öğrendiğinde, dilerse kendisi disiplin cezası verebilir, dilerse de askeri mahkemeye sevk edebilir (As. C.K. 162/2). 477 sayılı Kanunda yazılı disiplin suçlarından dolayı, disiplin amiri, özel kanunlarda (As.C.K.’nun 171. maddesinde) kendisine tanınan yetki içinde dilerse oda veya göz hapsi cezası ile cezalandırabileceği gibi, dilerse de disiplin mahkemesine yollayabilir (477 s. K. m.7).

    Disiplin amirleri, disiplin cezası verme yetkilerini, Askeri Ceza Kanunu’nun 171. maddesine ekli cetvelde gösterilen biçimde kullanabilirler. maddeye bağlı cetvelde, her rütbe sahibinin rütbesine göre verebileceği disiplin cezaları belirlenmiştir. Bu madde ve eki cetvelde 4551 sayılı Kanunla değişiklik yapılmıştır.

    Anılan madde ve cetvelin yeni şekline göre; uzman jandarma, uzman erbaş ve erbaşlar müfrez bulundukları sürece, uzman erbaş, erbaş ve erlere uyarı, bir hafta sonu tatili izinsizlik cezası ile 2 güne kadar sıra harici hizmet disiplin cezası verebilirler. Astsubaylar ise yine müfrez bulundukları sürece, uzman erbaş, erbaş ve erlere uyarı, iki hafta sonu tatili izinsizlik cezası ile 3 güne kadar sıra harici hizmet cezası, 3 güne kadar göz hapsi, 3 güne kadar oda hapsi cezası; astsubay ve devlet memurlarına ise uyarı, 2 güne kadar göz hapsi, 2 güne kadar oda hapsi cezası verebilirler. Subaylardan asteğmen ve teğmenler, müfrez veya müstakil bulunduklarında, uzman erbaş, erbaş ve erlere uyarı, üç hafta sonu tatili izinsizlik cezası ile 5 güne kadar sıra harici hizmet cezası, 3 güne kadar göz hapsi, 3 güne kadar oda hapsi; astsubay ve devlet memurlarına uyarı, 3 güne kadar göz hapsi, 3 güne kadar oda hapsi cezası verebilirler. Üsteğmenden itibaren tüm subaylar maiyetlerindeki tüm personele (subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, devlet memuru, erbaş ve erler ile askeri öğrenciler)uyarı, aylık kesilmesi (1/8’den 1/25’e kadar), izinsizlik, sıra harici hizmet cezası, göz hapsi, oda hapsi ve rütbenin geri alınması (yalnız erbaşlar için)cezalarını verebilirler. Sıra harici hizmet cezası yalnız uzman erbaş, erbaş ve erlere; izinsizlik cezası yalnız uzman erbaş, erbaş ve erler ile askeri öğrencilere verilebilir. Albaylar, yarbaylara,; Tuğgeneral/Tuğamiral-Tümgeneral/Tümamiraller, albaylara; Milli Savunma Bakanı, Mareşal/Büyükamiral, Orgeneral/Oramiral ile Korgeneral/Koramiraller; Tuğgeneral/Tuğamiraller ile daha üst rütbelilere ancak uyarı cezası verebilirler. Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli devlet memurlarına göz hapsi veya oda hapsi cezası verilirken, sürenin tayininde öğrenim ve sosyal durumları dikkate alınır.

    Disiplin ceza yetkisinin aşılması suretiyle ve özellikle hak edilmemiş veya cins ve miktar olarak yetkisi dışında bir cezayı kasten verenler, As.C.K. ‘nun 111. maddesine göre cezalandırılırlar.

    Askeri Ceza Kanunu’nun 172. maddesine göre “disiplin amirleri vekil dahi olsalar, vekalet ettikleri kadroda gösterilen rütbenin ceza verme yetkisini haizdirler”. Kıta, Askeri Ceza Kanunu’nun 16. maddesine göre “subay komutasında bulunan birlik”tir. Kıtaya komuta eden kişinin subay olması gereklidir.

    172. madde 171. maddenin bir istisnasıdır. Bir kıtaya vekaleten komuta eden vekilin rütbesi kadroda o makam için gösterilen rütbeden daha aşağı olsa bile, kıt’a komutanlığı için kadroda açıklanan rütbenin ceza verme yetkisine haiz olur. Örneğin, bir taburun komutanı kadroda binbaşı olarak gösterilmiş olup da bu makamı vekaleten bir yüzbaşı idare etse dahi, o yüzbaşı 171. madde gereğince bir binbaşının sahip olduğu daha yüksek ceza verme yetkisine sahip olur. 172. madde, hukukun temel ilkelerinden olan “vekil asıl gibidir” ilkesinin kanunlaşmış halidir. Ancak, bu madde uygulamada yanlış yorumlanmaktadır. Örneğin tabur komutanlığına, yarbaylar atanır. Ancak bazı taburlara binbaşılar atanmaktadır. Eğer, bir taburun komutanlığına yarbay rütbesi tahsis edilmişse ve bu kadroya atanacak yarbay rütbesinde personel yokluğundan dolayı binbaşı vekaleten atanmışsa, o zaman binbaşı yarbayın cezalandırma yetkisine sahip olur. Çünkü bulunduğu kadroda vekaletle geçici olarak bulunmaktadır.

    Askeri Ceza Kanunu’nun yasalaşması sırasında “erat” kavramı içinde değerlendirilen astsubayların bu durumu 4551 sayılı Kanunla düzeltilmiş olduğundan; her hangi bir kıt’aya vekaleten komuta etmeleri halinde ancak müfrez bulundukları durumda o kıta komutanlığına ait olarak kadroda gösterilen rütbenin ceza yetkisini kullanabilirler.

    2. Disiplin Mahkemeleri

    Disiplin mahkemelerinin kuruluşu, işleyişi, yargılama yetkisi ve yargılama usulü, ayrı bir makale konusu olacak kadar geniştir. Burada, konuyu dağıtmamak için disiplin mahkemesi, sadece disiplin suçlarını yargılama ve cezalandırma yetkisine sahip bir kamusal makam olarak ele alınacaktır. Bir başka deyişle, disiplin mahkemesinin yargılama ve ceza verme yetkisinin nasıl kullanıldığı üzerinde durulacaktır.

    477 sayılı kanununun 14. maddesine göre, astlarından birinin disiplin suçunu işlediğini öğrenen her amir, yetkisi dahilindeki oda veya göz hapsi cezasıyla cezalandırabilir. Eğer amir bu şekilde astının cezalandırılmasını uygun görmezse, suçluluk nedenlerini ve suç delillerini içeren bir suç vaka raporu düzenleyip silsile yoluyla nezdinde disiplin mahkemesi kurulan komutan veya askeri kurum amirine en geç üç gün içinde gönderir. Ancak bu üç günlük süreye uymamanın her hangi bir hukuksal yaptırımı yoktur.

    Nezdinde disiplin mahkemesi kurulan komutan veya askeri kurum amiri, her nasılsa bir disiplin suçunun işlendiğini öğrenirse, doğrudan doğruya disiplin cezası vermeye yetkili olur ve bu yetkisine dayanarak oda veya göz hapsi cezası vermeyi uygun görmezse, dava açılmasının gerekip gerekmediğine karar verilmek üzere derhal disiplin hazırlık soruşturmasının yapılmasını emreder. Aksi halde, disiplin suçu failinin cezalandırılması veya disiplin mahkemesine sevk edilmesi için işlem yapılmak üzere, failin en yakın disiplin amirine durumu bildirir ve varsa evrakı gönderir.

    Disiplin hazırlık soruşturması disiplin subayı tarafından en kısa zamanda yapılır. İhbarı yapan amirin yaptığı soruşturma yeter görülürse,bu soruşturma disiplin hazırlık soruşturması yerine geçer. Disiplin hazırlık soruşturması tamamlandıktan sonra, iddianame, sanığa tebliğ edilir (477 S. K. m.16/II). İddianamenin sanığa tebliğinden sonra, nezdinde kurulduğu komutan veya kurum amirinin emriyle[55] disiplin mahkemesi toplanır(477 S. K. m.17). Disiplin mahkemesi, yapılan duruşma sonucunda, sanığın suçlu olduğuna karar verirse ve suç zaman aşımına uğramamışsa, sanığa disiplin cezası verir (477 S. K. m.27). Disiplin mahkemesi, kendi görev alanına giren disiplin suçlarını cezalandırırken, yer (kuruluş) yönünden ve rütbe yönünden yetki kurallarını da gözetmek zorundadır (477 S. K. m.8 ve 9).

    Burada üzerinde durulması gereken bir başka konu ise, eğer disiplin suçları disiplin amirleri tarafından cezalandırılmışsa, ayrıca disiplin mahkemesine sevki mümkün değildir. Aksi halde, kişi aynı eyleminden dolayı iki kez cezalandırılmış olur ki, bu durum hukukun genel ilkelerine ve 477 sayılı kanunun 14. maddesine aykırı olur.

    C.DİSİPLİN CEZALARINA KARŞI YASAL YOLLAR

    Askeri disiplin hukukunda şikayet ve itiraz, verilen disiplin cezalarının hukuka uygunluğunun denetlenmesini, gerektiğinde bozulmasını ve ortadan kaldırılmasını sağlayan başvuru yollarıdır. Kanun koyucu disiplin amirlerinin verdiği cezanın hukuksal denetimini sağlayan başvurulara şikayet ve amirin müracaatı, disiplin mahkemelerinin verdiği cezaların hukuksal denetimini sağlayan başvurulara da itiraz ve yazılı emir demeyi uygun görmüştür. Biz de kanun koyucunun benimsediği terimleri kullanmayı tercih etmekteyiz.

    1. Disiplin Amiri Cezalarından Dolayı Şikayet Veya Amirin Müracaatı

    Disiplin amirlerinin verdiği cezalara şikayet veya amirin müracaatı, Askeri Ceza Kanunu’nun 188. maddesinden 190 maddesine kadar olan maddelerinde düzenlenmiştir.

    Askeri Ceza Kanunu’nun 188. maddesi ile, disiplin cezalarına itirazı olanlar -veya bu cezalardan dolayı yasa koyucunun deyimiyle, şikayete hakkı olanlar- ile veya şikayetin usul ve esasları düzenlenmiştir. Şikayet ya bizzat cezalı tarafından ya da cezalının üstleri tarafından yapılabilir.

    Cezalı tarafından yapılacak şikayet ancak ceza kararının cezalıya tebliğ edilmesinden bir gece sonra yapılabilir. Cezanın tebliği anında cezalının uğrayabileceği üzüntü ve elemi dikkate alan kanun koyucu, ani ve sinirli hareketle hata yapılmasını önlemek için daha erken yapılan başvuruları geçersiz saymıştır.

    Kanun koyucu, şikayet süresinin başlangıcını belirtmiş, fakat en son ne zaman yapılacağını belirtmemiştir. Cezalı tebliğden itibaren 24 saat geçmesinden sonra istediği herhangi bir zamanda şikayette bulunabilir. Bu durum, kanun koyucunun diğer kanunlarda ihdas ettiği benzer denetim mekanizmalarına süre sınırı getirme iradesiyle[56] çelişmektedir. Dolayısıyla bu çelişkinin kanun koyucu tarafından ortadan kaldırılması gerekmektedir

    Şikayet, cezanın infazını durdurmaz. Ancak cezayı veren disiplin amirinin zorunluluk durumlarında infazın sonraya bırakılmasını veya aralıklarla infazını emretmesi mümkündür.

    Disiplin amiri, cezanın tebliğinden sonra, verdiği cezanın kaldırılması veya değiştirilmesini daha yüksek disiplin amirinden isteyebilir (As.C. K. 190). Disiplin amirinin 190. madde kapsamında verdiği cezanın kaldırılması veya değiştirilmesi konusunda daha yüksek disiplin amirine müracaat etmesi durumunda cezanın ertelenmesinde yarar vardır.

    Disiplin cezaları konusunda yapılacak şikayet, ceza veren amirin bir derece üstü olan disiplin amirine yapılır. Şikayet üzerine bir üst derece disiplin amiri tarafından verilen karar aleyhine daha yüksek disiplin amirine müracaat edilemez. Şikayetler hemen incelenerek karara bağlanır.

    Şikayet üzerine yapılan inceleme sonucunda şikayet haklı görülürse, ceza kaldırılır veya değiştirilir. Keyfiyet şahsi dosyalara konur ve şikayetçiye de bildirilir (As. C.K.189/1). Cezanın tümüyle kaldırılması durumunda, cezanın infazına başlanmışsa derhal infaza son verilir. İnfaz edilmiş para cezası kaldırılırsa, alınan para geri verilir (As.C.K. m 189/1-D). Cezanın tümüyle kaldırılması durumunda daha önceden infaz edilen diğer cezaların durumu ne olacaktır?

    Şikayet üzerine cezanın değiştirilmesi durumunda; eski ceza tamamen veya kısmen infaz edilmişse, şikayet üzerine tayin edilen, eski cezadan daha hafif olması durumunda, yeni ceza infaz edilmiş sayılır. Şikayet üzerine kararlaştırılan yeni ceza, infazı yapılan eski cezadan daha ağır ise çektirilen eski ceza, yeni cezadan indirilir. Eski ceza ile yeni cezanın bir birbirine mahsubu imkansız ise, şikayeti inceleyen disiplin amiri yeni cezayı verirken eski cezayı dikkate alarak vereceği yeni cezayı tamamen kaldırabilir veya kısmen indirebilir (As.C.K. m 189/1-C).

    Şikayet üzerine yapılan incelemede şikayetin hukuki esastan uzak olduğu anlaşılırsa, şikayet reddolunur ve bu yüzden şikayetçiye bir ceza verilmez (İç. H. K.29). Ancak şikayetçi şikayette bulunurken, ayrı bir suç işlemişse veya disiplin tecavüzünde bulunmuşsa, bundan ayrıca sorumludur. Bu durumda bu yeni kovuşturmayı şikayeti inceleyen amir yapar (A. Mah. Krlş. ve Y.U.K. 93 ve As.C.K.170/1).

    Bir disiplin cezası, resmi biçimde cezalıya tebliğ edildikten sonra kesinleşir. Artık cezayı veren amir tarafından dahi geri alınamaz veya kaldırılamaz. Ancak cezayı veren amir cezayı kaldırmak isterse veya değiştirmek isterse, 190. madde gereğince bir üst disiplin amirine başvurur. Yüksek disiplin amiri başvuruyu uygun görürse cezayı kaldırır veya değiştirir. Bu durumda As.C.K.’nun 189. maddesinin hükümleri uygulanır.

    2. Disiplin Mahkemesinin Verdiği Cezalara Karşı Kanun Yolları

    Mahkemelerce verilen bir kararın bir üst derece yargı yerinde veya aynı yargı yerinde tekrardan ele alınıp incelenmesi, ilgililerde psikolojik bakımdan tatmin edici bir etki sağlar. Mahkeme kararlarının, şüpheye yer bırakmayacak şekilde son bir defa daha süzgeçten geçirilmesi adaletin de gerçeklemesi açısından toplumda huzuru ve hukuka güveni sağlar. Mahkeme kararlarının bir defa daha gözden geçirilmesini sağlayan yollar, kanun yollarıdır. Kanun yolları; bir yargı yerince verilmiş olan kararın yanlış olduğu iddiasıyla, kanunda gösterilen sebeplerle, belirli süreler içinde, belirli usullere uyarak aynı veya başka yargı yerinde bir kez daha görüşülmesi imkanını sağlayan yollardır[57].

    477 Sayılı Kanun’da disiplin mahkemesinin verdiği kararlara karşı olağan kanun yolu olarak itirazı olağanüstü kanun yolu olarak da yazılı emir öngörülmüştür. İtirazla ilgili hükümler, 477 sayılı Kanun’un 30. maddesinden başlamakta ve 35. maddesinde sona ermektedir. Yazılı emir ile ilgili hükümler ise, aynı kanunun 40. maddesinde düzenlenmiştir. Diğer bir olağanüstü kanun yolu da, doğrudan düzenlenmemekle birlikte, 477 sayılı Kanun’un 63. maddesinin yaptığı açık atıf gereğince yargılamanın yenilenmesidir.

    a. İtiraz

    30. maddeye göre, itiraza hakkı olanlar sanıklardır. Ayrıca, aynı maddeyle, nezdinde disiplin mahkemesi kurulan komutan veya askeri kurum amirine de disiplin mahkemesinin kararlarına itiraz yetkisi verilmiştir[58].

    Disiplin mahkemelerinden verilen hükümlere karşı, tefhim veya tebliğinden itibaren üç gün içinde bir üst disiplin mahkemesinde itiraz edilebilir. Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı ile Genelkurmay nezdinde kurulan disiplin mahkemelerinin hükümlerine karşı, yapılan itirazı, itiraz edilen hükme katılmayan ve onlardan daha kıdemli olan başkan ve üyelerden oluşan yeni bir kurul inceler. buna rağmen uygun nitelikte başkan ve üye bulunamazsa en yüksek komuta makamından itibaren sıra ile aşağı derecelerdeki komuta mevkilerinde bulunan subaylar başkan ve üye olarak görevlendirilirler (477 S. K. m.31).

    İtiraz, hükmü veren disiplin mahkemesinin nezdinde kurulduğu komutana veya askeri kurum amirine yapılır (477 S. K. m.32/I). İtiraz başvurusunu alan komutan veya askeri kurum amiri, vakit geçirmeden itiraz başvurusunu, üst disiplin mahkemesi disiplin subayına iletir.

    İtiraz nedenleri yazılı olarak verilebileceği gibi, sanığın en yakın amirine yapılacak beyan üzerine düzenlenecek bir tutanak şeklinde de yapılabilir. İtiraz kural olarak hükmün kanuna aykırılığı sebebine dayanır. Hukuki bir kuralın uygulanmaması veya yanlış uygulanması kanuna aykırılıktır.

    Aşağıdaki hallerde kanuna mutlak aykırılık var sayılır (477 S. K. m.31/V):

    - Disiplin mahkemesinin yasa çerçevesinde kurulmamış olması,

    - Başkan ve üyelik niteliklerini haiz olmayan bir başkan veya üyenin katılması,

    - Makul bir şüpheden dolayı hakkında ret istemi olup da bu istem kabul edildiği halde başkan veya üyenin hükme katılması, veyahut bu istemin yasaya aykırı biçimde reddedilmesi suretiyle başkan ve üyenin hükme katılması,

    - Disiplin mahkemesinin yasaya aykırı olarak davaya bakmaya kendisini görevli veya rütbe yönünden yetkili görmesi,

    - Disiplin subayının veya yasal olarak bulunması gerekli diğer bir kişinin yokluğunda duruşma yapılması,

    - Sözlü duruşma sonucu olarak verilen hükümde duruşmanın açıklığı ilkesine uyulmaması,

    -Hükmün gerekçesiz olması,

    - Hüküm için önemli olan noktalarda mahkeme kararı ile savunma hakkının kısıtlanmış olması.

    İtiraz, hükmün infazını durdurur. Ancak disiplin mahkemesi, cezanın derhal yerine getirilmesine karar vermişse, hükmün infazı yapılır (477 S. K. m.33).

    İtiraz üzerine üst disiplin mahkemesi disiplin subayı en geç üç gün içinde gerekli incelemeyi yapar, mütalaası ile birlikte itiraz edilen ceza dosyasını mahkemeye sunar. Mahkeme de en geç üç gün içinde dosyayı inceleyerek kararını verir. Üst disiplin mahkemesi gerekli gördüğü soruşturmanın yapılmasını isteyebilir veya soruşturmayı kendisi yapabilir. bu halde soruşturma için gerekecek süre üç günlük süreye dahil değildir (477 S. K. m.34).

    Üst disiplin mahkemesi itirazı yerinde görürse davanın esasına hükmeder. Aksi halde itirazı reddeder. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. İtiraz, bu yönüyle, istinaf başvurusuna benzemektedir.

    b. Yazılı Emir

    Yasalara aykırı olan fakat her nasılsa kesinleşen disiplin mahkemesi kararlarına ilişkin bir olağanüstü yasa yoludur ve 477 Sayılı Kanun’un 40. maddesinde düzenlenmiştir. Disiplin Mahkemeleri tarafından verilip kesinleşmiş bulunan hükümlerde kanunlara aykırılık bulunduğunu öğrenen Genelkurmay Başkanı, Askeri Yargıtay’a başvurması için Askeri Yargıtay Başsavcısına yazılı emir verilmesi hususunda Milli Savunma Bakanlığı’ndan istemde bulunur.

    Bu istem üzerine veya ayrıca Milli Savunma Bakanı disiplin mahkemelerince verilip kesinleşmiş bulunan hükümlerde kanuna aykırılık bulunduğunu öğrenirse, Askeri Yargıtay’a başvurması için Askeri Yargıtay Başsavcısına yazılı emir verir.

    Bu konuda yazılı emir ile ilgili Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’ndaki hükümler uygulanır. Şu kadar ki, Askeri Yargıtay için disiplin mahkemesinin görevini aştığı sonucuna varırsa, hükmü bozarak dava dosyasının yetkili ve görevli mercie gönderilmesine karar verilir. Bu durumda, yeniden yapılacak inceleme ve kovuşturma sonucuna göre gereken karar verilir. Disiplin Mahkemesi tarafından verilen ve yerine getirilen cezalar, yeniden verilecek cezadan indirilir.

    c. Disiplin Mahkemelerinde Yargılamanın Yenilenmesi

    Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya yeniden bakılamaz. Bunun en önemli istisnası yargılamanın yenilenmesi yoludur. Bir davanın mahkemede görülmesi sırasında taraflardan biri, elinde olmayan nedenlerden dolayı haklılığını ispatlayamamış olabilir. Bunun sonucunda haklı olmasına rağmen, mahkemede haksız duruma düşebilir. Mahkemenin verdiği karar, kesin hüküm halini aldıktan sonra gerçeğe uymasa bile hukuki açıdan doğru kabul edilir. İleride ortaya çıkan bazı durumlar dolayısıyla, haksızlığı anlaşılan bir kararı, hukuk düzeninde geçerli saymak, başka bir haksızlığı doğurur. İşte bu gibi durumlarda, kural olarak "kanunda sınırlı olarak sayılan nedenlere dayanılarak esas hükmün kaldırılmasını ve davanın yeniden incelenmesini" sağlayan olağanüstü kanun yoluna yargılamanın yenilenmesi denir[59].

    Disiplin mahkemesinde uygulanacak yargılama usulünü düzenleyen 477 sayılı Kanun’da sayılan kanun yolları arasında yargılamanın yenilenmesi yoktur. Ancak, 477 sayılı Kanun’un 63. maddesi, “bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde Askeri Ceza Kanunu ile Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu Hükümleri disiplin mahkemelerinde de uygulanır” hükmünü içermektedir. Bundan dolayı, disiplin mahkemesi hükümlerine karşı, yargılamanın yenilenmesi konusunda, Askeri Ceza Kanunu ile Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu Hükümleri uygulanacaktır. Çünkü 63. madde, disiplin suçlarının hızla sonuçlandırılması için, kısa ve öz hükümler içeren 477 sayılı Kanun’da oluşacak boşlukların, Askeri Ceza Kanunu ve Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu hükümleriyle doldurulması için kabul edilmiştir[60].

    477 Sayılı Kanun’da disiplin suçu olarak düzenlenen hukuka aykırı eylemler, daha önce, Askeri Ceza Kanunu’nda kısa süreli hapisle cezalandırılan eylemlerdendi. Ve ayrıca disiplin amirlerine kendileri tarafından cezalandırılmaları veya askeri mahkemelere sevki konusunda takdir yetkisi tanınmaktaydı. Eski bir Askeri Yargıtay içtihadı birleştirme kararında, “ ...Askeri Yargılama Usulü Kanunu’nun muhakemenin iadesi ve yazılı emir hakkındaki hükümleri ihtiva eden beşinci kısım başlığı altındaki maddelerde, kısa hapis cezasını ihtiva eden ve kesinleşen hükümlerin muhakemenin iadesi istenemeyeceği hakkında bir hüküm yoktur[61]. ...” demektedir.

    Disiplin mahkemeleri kararlarına karşı da yargılamanın yenilenmesine başvurulabileceğini, Askeri Yargıtay, bir kararında açıkça şöyle dile getiriyor: “Her ne kadar 477 sayılı kanunda yargılamanın yenilenmesi konusu açıkça yer almamakta ise de, 477 sayılı Kanun’nun 63. maddesinin yaptığı açık atıf muvacehesinde, disiplin mahkemesi kararlarının da yargılamanın yenilenmesi yolu ile yeniden incelenmeleri mümkündür[62]

    Yargılamanın yenilenmesine ilişkin hükümler, 353 sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun 228. maddesine başlayıp, 242. maddesinde son bulmaktadır. Askeri Yargıtay’a göre, “... (353 sayılı) Kanun’un  233. maddesinin kanun yollarına başvurma hakkındaki genel hükümlerin yargılamanın yenilenmesi hakkında da uygulanacağına dair sarih hükmü karşısında, kanun yoluna başvurma hakkı olanların yargılamanın yenilenmesi isteminde de bulunabilecekleri [63]...” çıkmaktadır.

    Yargılanmanın yenilenmesi ya hükümlünün lehine istenir, ya da aleyhine istenir. Hükümlünün lehine yargılamanın yenilenmesinin istenmesinin koşulları, 353 Sayılı Kanun’un 228. maddesinde şöyle düzenlenmiştir:

    - Duruşmada kullanılan ve hükme etkisi olan bir belgenin sahteliği anlaşılırsa,

    - Yemin verilerek dinlenilmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek şekilde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçeğe aykırı tanıklık ettiği veya bilgiler verdiği anlaşılırsa,

    - Hükümlünün kendisi tarafından sebebiyet verilmiş olan kusur dışında, hükme katılmış olan hakimlerden biri aleyhine ceza kovuşturması ve kanuni bir ceza ile hükümlülüğü gerektirecek nitelikte olarak görevini yapmada kusur etmiş ise,

    - Ceza hükmü, hukuk mahkemelerinin bir hükmüne dayanmış olup da bu hüküm kesinleşmiş olan başka bir hüküm ile bozulmuşsa,

    - Yeni vakalar veya yeni deliller ileri sürülüp de bunlar yalnız başına veya daha önce iradedilen delillerle birlikte göz önünde tutuldukları takdirde hükümlünün beraatını veya daha hafif cezayı gerektiren kanun hükmünün uygulanması ile hükümlülüğü gerektirebilecek nitelikte olursa.

    Hükmün yerine getirilmiş olması veya hükümlünün ölümü veyahut hükümlüyü Askeri Ceza Kanununa tabi kılan durumun son bulması yargılamanın yenilenmesi istemine engel olamaz. Ölüm halinde, ölenin eşi, usul ve füruu, erkek ve kız kardeşleri yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabilirler (353 Sayılı Kanun, m.229).

    Hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesinin şartları ise, 353 Sayılı Kanun’nun 230. maddesinde şöyle düzenlenmiştir:

    -Duruşmada hükümlünün lehine kullanılan ve hükme etkisi olan bir belgenin sahteliği anlaşılırsa,

    -Yemin verilerek dinlenilmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek şekilde sanık veya hükümlü lehine kasıt veya ihmal ile gerçeğe aykırı tanıklık ettiği veya bilgiler verdiği anlaşılır ise,

    -Hükme katılmış olan hakimlerden biri aleyhine ceza kovuşturmasını ve kanuni bir ceza ile hükümlülüğü gerektirecek nitelikte görevini yapmada kusur etmiş ise,

    -Sanık beraat ettikten sonra cezayı gerektiren eylem hakkında güvenilir bir ikrarda bulunmuş ise.

    Aleyhe yargılamanın yenilenmesi koşullarının sınırları içinde olmak üzere cezanın değiştirilmesi amacı ile yargılama yenilenemez (353 Sayılı Kanun, m.231). Yargılamanın yenilenmesi hakkında istem, cezayı gerektiren bir eylemin varlığı iddiasına dayanıyorsa, bu istem ancak suçun işlendiğine dair kesinleşmiş bir hüküm verilmiş olduğu yahut delillerin yokluğundan başka sebepler yüzünden soruşturma veya kovuşturmasının yapılması veya devamı mümkün olmadığı takdirde kabul edilir (353 Sayılı Kanun, m.232).

    Yargılamanın yenilenmesi istemi, bu istemin kanuni sebepleri ile sübut delillerini kapsar. Hükümlü veya 229 uncu maddenin ikinci fıkrasında gösterilen kimseler yargılamanın yenilenmesi istemini bir dilekçe ile veya 197’inci madde hükümlerine göre yapabilirler (353 Sayılı Kanun, m.234).

    Yargılamanın yenilenmesi istemini inceleyecek mahkeme, Askeri Yargıtay’dır. Bu husustaki karar Askeri Yargıtay Başsavcılığının tebliğnamesi üzerine duruşma yapılmaksızın verilir. Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmün yerine getirilmesini geri bıraktırmaz. Askeri Yargıtay, yerine getirilmenin geri bırakılmasına karar verebilir (353 Sayılı Kanun, m.235).

    Yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda yazılı şekilde ileri sürülmemiş, yargılamanın yenilenmesini gerektirecek kanuni hiçbir sebep gösterilmemiş veyahut bunu doğrulayabilecek sübut delilleri beyan olunmamış ise, bu istem, kabule değer olmaması noktasından reddedilir. Aksi takdirde yargılamanın yenilenmesi istemi, bir diyeceği varsa bildirmek üzere, bir mehil tayin edilerek karşı tarafa tebliğ olunur (353 Sayılı Kanun, m.236).

    Askeri Yargıtay, yargılamanın yenilenmesi istemini esas olarak kabule değer gördükten sonra gerekirse delillerin toplanmasını askeri savcıdan ister veya bir naibe veyahut istinabe olunan hakime gönderir. Dinlenecek tanıklara ve bilirkişilere yemin verilip verilmemesini Askeri Yargıtay takdir eder. Delillerin toplanması sırasında ilgililerin hazır bulunmalarına ilişkin konularda hazırlık soruşturmasındaki hükümler uygulanır. Delillerin toplanması bittikten sonra Askeri Yargıtay, Başsavcıdan ve sanıktan tayin edilecek mehil içinde mütalaa ve düşüncelerini bildirmelerini ister (353 Sayılı Kanun, m.237).

    Askeri Yargıtay’ın soruşturması sonucunda yargılamanın yenilenmesi isteminde yazılan iddialar yeter derecede gerçekleşmez ise veyahut işin durumuna göre 228 ve 230 uncu maddenin (A) ve (B) bentlerinde yazılı hallerin önceki hükme hiçbir etkisi olmadığı anlaşılırsa yargılamanın yenilenmesi istemi esassız olması noktasından reddedilir. Aksi takdirde, Askeri Yargıtay yargılamanın yenilenmesine ve yeniden duruşmanın açılmasına karar verir ve duruşmanın hangi askeri mahkemede yapılacağını gösterir (353 Sayılı Kanun, m. 238).

    Hükümlü ölmüş ise, Askeri Yargıtay yeniden duruşma yapmaksızın ve fakat gerektiğinde lüzumlu delilleri topladıktan sonra hükümlünün beraatına veyahut yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verir. Beraat kararı ile beraber önceki hükmün hükümsüz bulunduğuna da karar verilir. Başka hallerde de Askeri Yargıtay yeter delil varsa yine, duruşma yapmaksızın hükümlünün beraatına karar verir. Şu kadar ki, kovuşturma kamu davasının açılması suretiyle olmuş ise bu karar Askeri Yargıtay Başsavcısının uygun mütalaası ile verilebilir (353 Sayılı Kanun, m. 239).

    Yeniden yapılacak duruşma sonucunda, askeri mahkeme ya önceki hükmü doğru görerek onaylar veya bu hükmü hükümsüz kılarak yenibaştan hüküm verir. Yargılamanın yenilenmesi istemi yalnız hükümlü tarafından olur veya hükümlü lehine olmak üzere askeri savcı veya 229 uncu maddenin ikinci fıkrasında gösterilen kimseler tarafından yapılır ise, yeniden verilecek hüküm önceki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz (353 Sayılı Kanun, m. 240).

    Yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunan hükümlü haksız çıkar ve istemi kötü niyetli olursa ağır para cezasına çarptırılır (353 Sayılı Kanun, m. 241).

    Yargılamanın yenilenmesini isteyen kimse, önceki hükmün hükümsüz kılındığının, Resmi Gazete ile ilan edilmesini isteyebilir. Askeri mahkeme uygun görürse başka gazeteler ile de ilan olunabilir (353 Sayılı Kanun, m. 242).

    D. DİSİPLİN CEZA İŞLEMLERİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ

    1.Disiplin Amirlerinin Yaptığı Disiplin Ceza İşlemlerinin Hukuki Niteliği

    a. Hukuki Nitelik

    Disiplin amirleri, disiplini sağlamak açısından astlarına disiplin cezası verirken yaptıkları işlemler (disiplin ceza kararları), gerek organik açıdan, gerekse işlevsel açıdan birer idari işlemdir. Her ne kadar, nitelik ve kapsam olarak ceza hukukuna egemen olan bir çok ilke ve kurallar disiplin hukukunda da egemen olsa da, disiplin amirlerinin verdiği cezaların niteliğini idari olmaktan çıkaramaz[64]. Hatta amirlerin verdikleri disiplin cezaları, maddi açıdan bir öznel işlemdir. Çünkü, disiplin amiri cezayı belirlerken, suçlunun kişisel durumunu dikkate almaktadır. Böyle olunca, Askeri Ceza Kanunu’nun 181. maddesinde sözü edilen kesinleşme, idari açıdan kesinleşmedir.

    Bilindiği gibi, Disiplin amiri ceza kararını cezalıya tebliğ ettiği an ceza kesinleşmiş olmaktadır. Bir başka deyişle hukuki sonuçlarını doğurmaya başlamıştır. Artık cezayı veren makam bu kararı değiştiremez ve bu cezanın infazı (disiplin ceza kararının yürütülmesi) gerekli, hatta zorunludur. Bu tür disiplin cezalarına, cezalının bir üst disiplin amirine şikayette bulunması veya cezayı veren disiplin amirinin cezanın kaldırılması yönünde bir üst disiplin amirine başvurması cezanın infazını durdurmaz.

    b. Cezanın Kaldırılması, Değiştirilmesi, İptali ve İdari Yargı Yolu

    İdare Hukukunda, bir idari işlemin kaldırılması veya değiştirilmesi, kaldırılma anı veya değiştirilme tarihinden itibaren ileriye doğru hukuksal sonuçlar doğurmaktadır. Ancak Askeri Ceza Kanunu’nun 189. maddesinde düzenlenen “kaldırılma” veya “değiştirilme”, tıpkı iptal gibi geçmişe yönelik hukuksal sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin para cezası kaldırılırsa, tahsil edilen para cezalıya geri ödenir. Ancak, gerek şikayet, gerekse disiplin amirinin bir üst disiplin amirine başvurusu sonucunda yapılacak işlem, tıpkı cezalandırma işlemi gibi organik ve işlevsel açıdan idari işlemlerdir.

    Şikayet veya disiplin amirinin bir üst disiplin amirine başvurusu, idarenin kendi kendini içten denetlemesini sağlayan bir hiyerarşik denetim yoludur. Bu denetim yolu da, diğer idari denetim yolları gibi idarenin hukuka uygun işlemler yapmasını ve eylemlerde bulunmasını sağlamak, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak amacını güder. Ancak hiçbir idari denetim, yargısal denetim kadar idareyi hukuka uygun davranma ve kişilerin temel hak ve özgürlüklerini koruma açısından yargısal denetim kadar güvenceli değildir.

    Askeri Ceza Kanunu’nun 188/1. maddesine göre, cezanın kaldırılması veya değiştirilmesi için yapılacak şikayet, cezalı tarafından veya cezalının üstleri tarafından doğrudan doğruya yapılır. Kanun Koyucu As.C.K.’nun 188. maddesinde cezalının üstlerine şikayet konusunda bağlı yetkiye dayanan bir görev yüklemiştir. İç hizmet Kanunu’nun 27. maddesine göre, şikayet söz veya yazıyla en yakın amire yapılır. Eğer bu amirden şikayet olunacaksa, bir derece üstündeki amire yapılır. Cezanın kaldırılması veya değiştirilmesi için yapılacak şikayet aynı zamanda cezayı veren amirin şikayet edilmesi olacağı için, şikayetin bu amirin atlanarak yapılması gerekmektedir.

    Disiplin amirlerinin verdikleri cezalar birer idari işlem olduklarına göre, bu işlemler idari işlemlerin beş unsurundan biri (yetki, şekil, sebep, konu ve amaç) açısından hukuka aykırı olabilirler. Acaba, disiplin amirlerinin kesinleşmiş, fakat idari işlemin beş unsuru açısından hukuka aykırı ceza kararlarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir mi? Bu soruya olumlu cevap vermek mümkün değildir. Çünkü, 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Kanunu’nun 21/3. maddesine göre “Cumhurbaşkanının, Yüksek Askeri Şura’nın tasarrufları ve Sıkıyönetim komutanlarının 1402 Sayılı Kanunda yazılı tasarrufları ile disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetimi dışındadır.” Doktrinde, bir idari işlemi yasalarla yargı denetiminin dışına çıkarılmasına yasama kısıntısı[65] veya yargı bağışıklığı[66] denmektedir. Ancak yasalarla bir idari işlemin yargı denetimi dışına çıkarılması, hem hukuk devleti, hem de bireysel başvuru hakkının tanındığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmamaktadır[67].

    Kanun Koyucu As.C.K.’nun 188. maddesinde cezalının üstlerine de, şikayet konusunda bağlı yetkiye dayanan bir görev yüklemiştir. Çünkü söz konusu madde hükmü “bir disiplin cezasından şikayet, cezalı tarafından veya kendisinin mafevkleri tarafından doğrudan doğruya yapılır” hükmünü içermektedir. Eğer mafevkler (üstler) astlarına disiplin amiri tarafından hukuka aykırı biçimde verilen disiplin cezalarından dolayı şikayet başvurusunda bulunmazlarsa, görevi ihmal suçunu işlemiş olurlar.

    Kanun Koyucu, Askeri Ceza Kanunu’nun 190. maddesinde, cezayı veren amire de cezanın kaldırılması veya değiştirilmesi konusunda bir üst disiplin amirine başvurma yetkisi tanımıştır. Çünkü kendisi verdiği cezayı kaldıramaz. Ancak bu yetki, cezalıya ve cezalının diğer üstlerine tanıdığı şikayet hak ve yetkisinden farklı olarak, takdiri bir yetkidir. Bu yetkiyi kullanmadı diye sorumlu tutulamaz. Fakat bu takdir yetkisini kullanıp kullanmadığını gerekçelendirmek durumundadır.

    1. Disiplin Mahkemelerinin Kararlarının Hukuki Niteliği

    a.Organik Açıdan

    Disiplin mahkemelerini kuran 477 sayılı yasa’nın 2. Ve 17. maddelerinin Anayasaya Aykırılığı iddia edilerek itiraz yoluna baş vurulmuş, Anayasa Mahkemesi de bu maddelerin Anayasa’ya aykırı olmadığına oyçokluğuyla karar vermiştir. Ancak Yüksek mahkemenin 13 üyesinden 6 tanesi, disiplin mahkemelerinin 1961 Anayasasının 151. maddesi kapsamındaki mahkeme kavramına girmediği gerekçesiyle karşı çıkmışlardır[68]. Bu hükümlerin Anayasaya aykırılığı tartışması bir yana bırakılacak olursa, bu mahkemelerin kararları, organik açıdan idari niteliktedir. Bunun iki nedeni vardır:

    a) Disiplin Mahkemeleri her ne kadar, Anayasa’nın “YARGI” başlığını taşıyan üçüncü bölümünde yer alan 145. maddesinde düzenlenmiş ise de, başkan ve üyeleri, Devletin organik yapısı içinde yürütme organı ve onun doğal uzantısı olan idare cihazı içinde yer almaktadır. Çünkü disiplin mahkemesi başkan, üye veya yedek üyeleri olabilmek için sadece subay olmak yeterlidir. Bundan dolayı bütün subaylar disiplin mahkemesi başkanı üyesi veya yedek üyesi olabilmektedirler. Hatta, Sayın Hulusi Özbakan’a göre, disiplin mahkemesi başkan ve üyeliklerine askeri hakim sınıfından subayların seçilmesi 477 sayılı kanuna aykırıdır. Çünkü yazara göre, 477 sayılı Kanunun genel gerekçesinde bu mahkemenin “ ...disiplin işleri ile çok daha yakın ilgileri bulunan askerlerden teşekkül edeceği yazılıdır. Sözü geçen asker deyimi ile hakim niteliğini haiz subaylardan ziyade, kıta ile daha yakın ilişkileri bulunan muharip ve yardımcı sınıflara mensup subaylar kast olunmuştur[69]. Ancak Yazarın görüşüne katılmak mümkün değildir. Her şeyden önce, 477 sayılı Kanun’un hiçbir yerinde “hakim niteliğini haiz subaylar hariç” cümleciğine rastlanmamakta, bunun yerine aynı kanunun 2. ve 3. maddeleri, “subay”dan bahsetmektedirler. Dolayısıyla, bütün subaylar gibi, askeri hakimler de disiplin mahkemesine üye veya başkan olarak seçilebilirler.

    Batı tipi demokrasilerle yönetilen ülkelerde, devletin yargısal işlevi, hakimlik ve savcılık mesleklerine mensup kamu görevlileri tarafından yapılır. Kural olarak ülkemizde de böyledir. Fakat bu kurala aykırı olarak disiplin mahkemelerinin üyeleri, hakimlik mesleğinden olmayan, başka bir deyişle askeri hakim sınıfından olmayan subaylardan olabilmektedir. “...Bu durumdaki bir kuruluşu, Anayasa’da “mahkeme adı verilmesine bakarak öteki mahkemelerle bir tutmaya yer yoktur. ...”[70].

    b) Ancak, mevcut yasal düzenleme karşısında, disiplin mahkemelerinin başkan ve üyelerinin hepsinin askeri hakim sınıfından seçilmesi bile, disiplin mahkemelerinin kararlarının organik açıdan idari nitelikte olmasını değiştirmez. Bunun nedeni, Anayasa’nın 139. maddesinde güvence altına alınan hakimlik güvencesinden yoksun olmalarıdır. Çünkü, 477 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre başkan, üye ve yedekleri; nezdinde disiplin mahkemesi kurulan komutan veya askeri kurum amiri tarafından bir yıl için seçilirler. Bu bir yıllık süre, Anayasa’nın 140. maddesindeki hakimlere sağlanan zorunlu emeklilik süresine kadar görevde kalma biçiminde ifade edilecek hakimlik güvencesi süresine göre olukça kısadır ve güvence olmaktan uzaktır.

    Üyelerinin çoğunluğu hakim sınıfından olmayan görevlilerden oluşan bir mahkeme, Anaysa’nın 9. maddesi (61 Anayasası’nın 7. maddesi) uyarınca yargı yetkisini bağımsız bir mahkeme olarak kullanan bir mahkeme olarak kabul edilemez. Bundan başka hakimlik mesleği, liyakat ve ehliyeti gerektirdiğinden, bu niteliklere sahip olmayan ve hakimlik güvencesine de sahip olmayan kamu görevlilerinden (subay ve astsubaylar) kurulu yargı yerlerinin doğru ve hiç bir etki altında kalmaksızın karar verebilecekleri şüphelidir[71].

    b.İşlevsel Bakımdan

    Disiplin mahkemelerinin kararları, işlevsel açıdan yargısal bir karardır. Bir kamusal karar veya işlemin, işlevsel açıdan yargısal nitelikte olabilmesi için, o karar veya işlemin, devletin yargı işlevi çerçevesinde alınmış veya yapılmış olması gereklidir. Devletin yargısal işlevi, yasama organının çıkarmış olduğu yasaları hukuksal ilişkilere ve olaylara uygulamak, bir başka deyişle tutum ve davranışların hukuk kurallarına uygun olup olmadığını göstermek, uygun olmayan anlayış ve hareketleri önlemek, bu konudaki uyuşmazlıkları, kuşkuları ortadan kaldırarak hukuk düzenini korumaktır[72].

    Devletin yargısal işlevini, kural olarak yargı organı içinde yer alan kamusal makamlar ve merciler yerine getirir. Ancak istisna olarak bir çok konuda yasalar idari kurulları yargısal işlevlerle donatmışlardır. Bunlardan bir tanesi de disiplin mahkemeleridir.

    Organik açıdan idari nitelikte olan bir karar veya işlem, maddi açıdan pek ala yargısal bir karar veya işlem olabilir. Eğer alınan karar veya yapılan işlem hukuk düzeninin korunması amacına yönelikse, bu işlem yapılırken veya karar alınırken yargılama usulleri uygulanıyorsa, bu işlem veya karar aleyhine ancak yargılama usulü çerçevesinde tanınan kanun yollarına (itiraz, temyiz v.s.) başvurulabiliyorsa, bu başvuru yolarının kullanılmaması veya kullanılmasından sonra kesinleşiyorsa ve değiştirilemiyorsa, bu kararlara herkes ve devletin bütün organları uymak zorundaysa; devletin hangi organı içinde yar alan kamusal merciler tarafından yapılırsa yapılsın, ortada bir yargısal işlem veya karar var demektir.

    E. ASKERİ DİSİPLİN HUKUKUNDA ZAMAN AŞIMI

    1. Disiplin Tecavüzlerinde ve Askeri Kabahatlerde

    Fiilin işlendiği tarihten itibaren bir ay içinde ceza verilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ceza verilemez. Cezanın verilmesi bir soruşturmanın yapılmasını gerektiriyorsa, (örneğin tanık dinlenmesi, delillerin toplanması gibi) bunun için geçen süre buna dahil edilmez. Ancak bu soruşturmanın en kısa zamanda bitirilerek sonuçlandırılması disiplinin sağlanması açısından yararlıdır. Eylemin disiplin tecavüzü olduğu mahkemelerde anlaşılmışsa, bir aylık süre, mahkemenin buna ilişkin hükmünün kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlar.

    2. Disiplin Suçlarında

    Bir disiplin suçu eğer komutan tarafından cezalandırılacaksa, zaman aşımı tıpkı disiplin tecavüzleri ve askeri kabahatlerdeki gibidir. Yani bir aylık süre içinde cezanın verilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ

    Askeri disiplin hukukuna ilişkin kuralların hepsi tek bir kanunda toplanmamıştır. Bu kuralların askeri kabahatlere ilişkin bölümü ile disiplin tecavüzüne ilişkin kurallar hala Askeri Ceza kanunda yer almakta, disiplin suçlarına ilişkin kurallar ise 477 sayılı kanunda yer almaktadır. Kanun koyucunun bu dağınıklığı giderici yasal düzenlemeleri vakit geçirmeden yapması gerekmektedir.

    Anayasanın ve diğer kanunların zımnen yürürlükten kaldırdığı hükümler ile Anyasa’ya aykırılık oluşturan kanun maddeleri, askeri disiplin hukukunu oluşturan mevzuattan ayıklanmalı ve askeri disiplin hukukuna ilişkin hükümler, öncelikle hukuk devleti ilkesine ve Anayasa’da yer alan diğer hükümlere uygun hale getirilmelidir. Bu bağlamda öncelikle yapılması gereken disiplin amirlerince verilen disiplin cezalarına karşı yargı yolunun açılmasıdır. İkinci olarak, disiplin mahkemesinin bağımsız askeri yargıçlardan oluşturulması ve böylece kararlarının sırf işlevsel açıdan değil organik açıdan da yargısal işlem olmasının sağlanmasıdır. Ve son olarak yapılması gereken, disiplin tecavüzü kavramının ya Askeri Ceza Kanunu’ndan tamamen çıkarılması veya uygulamada disiplin tecavüzü olduğu gerekçesiyle cezalandırılan eylemlerin, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince, 477 sayılı kanuna eklenecek hükümlerle belirtilmesidir.

    KAYNAKÇA

    1961 Anayasa’sına Göre Gerekçeli – Notlu - Askeri Yargı Mevzuatı, Der: Ahmet Köse, C.II, Ankara, 1965.

    Armağan, Servet, Türk Esas Teşkilat Hukuku, İstanbul, 1979.

    Azrak, Ali Ülkü, Avrupa Topluluklarında idari Yargının Genel Esasları,I.Ü.S. B.F. Yayınları No: 8, Istanbul, 1982.

    Bilge, Necip - Önen, Ergin, Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Bası, A.Ü.H.F. Yayınları, No:422, Ankara, 1978.

    Bilgen Pertev, İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul, 1995.

    Çelen, Orhan, En Son İçtihatlı, Notlu, Açıklamalı, Örnekli Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği, Askeri Ceza Kanunu, Disiplin Mahkemeleri Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Ankara. 1997.

    Dönmezer, Sulhi - Erman Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım Cilt I, İstanbul, 1994.

    Erem, Faruk – Danışman, Ahmet – Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku, 14. Baskı, Ankara, 1997.

    Erman, Sahir, Askeri Ceza Hukuku, 6. Bası, İstanbul 1974.

    Gözübüyük, Şeref – Tan, Turgut, İdare Hukuku, Ankara, 1998.

    Gözübüyük, Şeref, Yönetsel Yargı, 10. Bası, Ankara, 1996.

    Günday, Metin, İdare Hukuku, Üçüncü Bası, Ankara, 1998.

    Kunter, Nurullah, Ceza Muhakemeleri Hukuku, 9. Bası, Beta Yayınları, Istanbul, 1989.

    Kuru, Baki - Arslan, Ramazan – Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku, 8. Bası, Yetkin Yayınları, Ankara, 1996.

    Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, İstanbul, 1967.

    Özay, İl Han, İdari Yaptırımlar, İstanbul, 1982.

    Özay, Günışığında Yönetim, İstanbul, 1996.

    Özbakan, Hulusi, İçtihatlı, Gerekçeli, Notlu, Açılamalı, Önekli, Disiplin Mahkemeleri Kanunu, Ankara, 1980.

    Öztürk, Bahri, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası Ankara, 1995, s. 618.

    Umar, Bilge, “Türk Medeni Hukukunda Iadei Muhakeme”,I.Ü.H.F.M., C. XXIX, S. 1-2.

    Yüzyıl Boyunca Danıştay, 2. Baskı, Danıştay Yayınları, Ankara,1986, s. 721.

    KISALTMALAR

    a.g.e                          : Adı geçen eser

    a.g.m.                       :Adı geçen makale

    A.Mah. Krlş. ve Y.U.K :Askeri Mahkemelerin Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu

    A.Y.İ.M.                      :Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

    A.Y.M.                        :Anayasa Mahkemesi

    A.Y.M.K.D.                 :Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi

    As.C.K.                      :Askeri Ceza Kanunu

    As.Yrg.                      :Askeri Yargıtay

    C.                              :Cilt

    D.                              :Daire

    D.Mah.K.                   :Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun

    Drl. Krl.                      :Daireler Kurulu

    E                               :Esas

    İ.B.K.                         :İçtihadı Birleştirme Kararı

    İ.çt. Brl. Krl.                :İçtihadı Birleştirme Kurulu

    I.Ü.H.F.M.                  :İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası

    İ.Ü.S.B.F.                   :İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

    İç.H.K                        :İç Hizmet Kanunu

    İç.H.Y.                       :İç Hizmet Yönetmeliği

    K                               :Karar

    m.                             :madde

    s.                               :Sayfa

    S.                              :Sayı

    T.                              :Tarih

    Y.                              :Yıl



    *  Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Öğretim Üyesi

    [1]  Çelen, Orhan, En Son İçtihatlı, Notlu, Açıklamalı, Örnekli Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği, Askeri Ceza Kanunu, Disiplin Mahkemeleri Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Ankara. 1997,  s.403.

    [2]  Günday, Metin, İdare Hukuku, Üçüncü Bası, Ankara, 1998, s.418.

    [3]  Özay, İl Han, İdari Yaptırımlar,  İstanbul, 1982, s. 43.

    [4]  Gözübüyük, Şeref – Tan, Turgut, İdare Hukuku, Ankara, 1998, s. 638

    [5]  A.Y.M. E.1970/6, K. 1970/29, T.4-6-1970; A.Y.M.K.D., S.8, s.295.

    [6]  Erman, Sahir, Askeri Ceza Hukuku, 6. Bası, İstanbul 1974,  s. 286.

    [7]  Türk silahlı Kuvvetleri’nin bünyesinde sivil devlet memurları da çalıştırılmaktadır. Bunların da disiplin amirleri asker kişilerdir. Ayrıca, askeri ceza hukuku açısından bu sivil memurlar da asker sayılmaktadırlar. Fakat, disiplin hukuku açısından bunlara, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ve buna istinaden çıkarılan yönetmeliğe uygun olarak disiplin cezaları verilmektedir. Bundan dolayı, bu çalışmanın kapsamı dışında tutulmuştur.

    [8]  As.Yrg. İ.çt. Brl. Krl., E.1958/4225, K.1959/96, T.09-10-1959; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.11, Y.:1997, s.159.

    [9]  Çelen a.g.e., s.406

    [10]  A.Y.İ.M. Drl. Krl., E.75/192, K.75/175, T.17.10.1975;  Çelen, a.g.e., s,526.

    [11]  Armağan, Servet, Türk Esas Teşkilat Hukuku,  İstanbul, 1979, s. 13.

    [12]  Gözübüyük – Tan, a.g.e., s.25.

    [13]  Erem, Faruk – Danışman, Ahmet – Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku, 14. Baskı, Ankara, 1997, s.136.

    [14]  Bilgen Pertev, İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul, 1995, s. 142-143.

    [15]  Bilgen a.g.e., s.139.

    [16]  As.Yrg. İBK: E.1969/4, K.1969/4. T.12.3.1969; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi S.11, Y.1997, s.222.

    [17]  As.Yrg. 5. D., E.1989/357, K.1989/348, T.14..6,1989; Çelen, a,g,e,, s.462

    [18]  Çelen,a,g,e,, s,326.

    [19]  Dönmezer, Sulhi - Erman Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım C. I, İstanbul, 1994, s.339 vd.

    [20]  Çelen, a.g.e., s.16-19.

    [21]  As.Yrg.  2.D. E.3384, K.3634, T.23.12.1953; Çelen, a.g.e., s.18.

    [22]  As.Yrg.  3.D. E. 1989/449, K.1989/437, T.21-11-1989; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.8, Y.1992, s.117.

    [23]  Çelen, a.g.e., s.331.

    [24]  As.Yrg. 3..D. E.1990/449, K.1990/437, T.2-10-1990,Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.9, Y.1992, s.59.

    [25]  As.Yrg. İ.çt. Brl. Krl., E.1958/4225, K.1959/96, T.09-10-1959; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.11, Y.:1997, s.159

    [26]  As.Yrg. İ.çt. Brl. Krl., E.1975/2, K.1975/5, T.15-11-1975; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.11, Y.:1997, s.289

    [27]  As.Yrg. 5..D. E. 1991/365, K.1991/360, T.18-9-1991; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.10, Y.1993, s.47.

    [28]  Çelen, a.g.e s.14..

    [29]  As.Yrg. İ.çt. Brl. Krl.,  E.1950/1314, K.1950/289, T.17-02-1950; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.11, Y.:1997, s.103-104.

    [30]  Çelen, a.g.e., s.303.

    [31]  As.Yrg. İ.çt. Brl. Krl., E.1975/2, K.1975/5, T.15-11-1975; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.11, Y.:1997, s.289.

    [32]  As.Yrg. İ.çt. Brl. Krl., E.1971/1, K.1971/2, T.3-3-1973; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.11, Y.:1997, s.251.

    [33]  As.Yrg. Drl. Krl. E.1990/33, K. 1990/31, T.22-2-1990; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.9, Y.:1992, s..35.

    [34]  As.Yrg. Drl. Krl. E.1988/201, K. 1988/157, T.1-12-1988; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.7, Y.:1990, s..86.

    [35]  As.Yrg. 3. D., E.1989/447, K. 1989/436, T.21-11-1989; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.8, Y.:1992, s..74.

    [36]  As.Yrg. 3. D., E.1990/311, K. 1990/298, T.29-5-1990; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.9, Y.:1992, s..65.

    [37]  Çelen, a.g.e., s.467.

    [38]  As.Yrg.  3.D. E. 1989/110, K.1989/96, T.28-2-1989; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.8, Y.1992, s.275

    [39]  As.Yrg. 3.D E.1988/457, K.1988/443, T.5-7-1988; Çelen, a.g.e., s.469.

    [40]  As.Yrg.  3.D. E. 1990/406, K.1990/395, T.18-9-1990; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.9, Y.1992, s.93.

    [41]  As.Yrg. 2..D. E. 1989/481, K.1989/463, T.20-9-1989; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.8, Y.1992, s.273.

    [42]  As.Yrg. 2..D. E. 1987/210, K.1987/203, T.15-4-1987; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.6, Y.1990, s.430.

    [43]  As.Yrg. 5..D. E. 1990/178, K.1990/165, T.14-3-1990; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.9, Y.1992, s.93.

    [44]  As.Yrg. 5..D. E. 1989/640, K.1989/621, T.6-12-1989; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.8, Y.1992, s.275.

    [45]  Çelen, a.g.e., s.51.

    [46]  As.Yrg. Drl. Krl.. E.1964/60, K.1964/78, T.19-6-1964; Çelen. a.g.e., s.23.

    [47]  As.Yrg. Drl. Krl.. E.1987/44, K.1987/39, T.5-3-1987; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.6, Y.1990, s.248.

    [48]  As.Yrg. 4. D. E.1987/577, K.1987/547, T.3-11-1987; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.6, Y.1990, s.269.

    [49]  As.Yrg. Drl. Krl.. E.1989/207, K.1989/205, T.5-10-1989; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.8, Y.1992, s.141; Benzer Karar: As.Yrg. 4. D. E.1989/86, K.1989/74, T.14-2-1989; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.8, Y.1992, s.142.

    [50]  Çelen, a.g.e., s.382.

    [51]  As.Yrg. 1. D. E.1987/529, K.1987/521, T.23-9-1987; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.6, Y.1990, s.308.

    [52]  Çelen, a.g.e., s.382.

    [53]  Çelen, a.g.e., s.394.

    [54]  As.Yrg. ‘. D. E.1987/588, K.1987/575, T.14-10-1987; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.6, Y.1990, s.328.

    [55]  Anayasa Mahkemesi, disiplin mahkemesinin nezdinde kurulduğu komutanlık veya askeri kurum amirinin emriyle toplanmasını anayasaya aykırı bulmamıştır. A.Y.M., E.1970/69, K.1970/29, T.4-6-1970, A.Y.M.K.D., S.8, s.

    [56]  Örneğin 477 sayılı yasaya göre tebliğ veya tefhimden itibaren üç gün içinde itiraz edilebilir.

    [57]  Yüzyil Boyunca Danistay, 2. Baski, Danistay Yayinlari, Ankara,1986, s. 721.

    [58]  Kanun koyucu, 30 maddede, hem sanığa, hem de nezdinde disiplin mahkemesi kurulan komutan veya askeri kurum amirini, “itiraza hakkı olanlar” olarak tanımlamaktadır. Sanık bireydir dolayısıyla özel hukuk süjesi olduğundan, hak sahibi olur. Ancak komutanlık veya askeri kurum amirliği, kamusal bir makamdır. Kamusal makamların hakları olmaz yetkileri olur.

    [59]  Umar, Bilge, “Türk Medeni Hukukunda Iadei Muhakeme”,I.Ü.H.F.M., C. XXIX, S. 1-2, s. 261; Azrak, Ali Ülkü, Avrupa Topluluklarinda idari Yarginin Genel Esaslari, I.Ü.S.B.F. Yayinlari No: 8, Istanbul, 1982, s. 150; Kuru, Baki - Arslan, Ramazan - Yilmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku, 8. Basi Yetkin Yayinlari, Ankara, 1996, s. 618; Bilge, Necip - Önen, Ergin, Medeni Yargilama Hukuku Dersleri, 3. Basi A.Ü.H.F. Yayinlari, No:422, Ankara, 1978, s. 707; Kunter, Nurullah, Ceza Muhakemeleri Hukuku, 9. Basi Beta Yayinlari, Istanbul, 1989, s. 1120, Öztürk, Bahri, Uygulamali Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Basi Ankara, 1995, s. 618.

    [60]  1961 Anayasa’sına Göre Gerekçeli-Notlu- Askeri Yargı Mevzuatı, Der: Ahmet Köse, C.II, Ankara, 1965,  s. 239.

    [61]  As.Yrg. İ.çt. Brl. Krl., E. 1946/4072, K.1946/4818, T.17-12-1946; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.11, Y.1997, s.84.

    [62]  As.Yrg. 3..D. E. 1989/357, K.1989/347, T.4-9-1989; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.8, Y.1992, s.275.

    [63]  As.Yrg. Drl. Krl. E. 1983/142, K.1983/183, T.26-11-1983; Askeri Yargıtay Kararlar Dergisi, S.6, Y.1990, s.408.

    [64]  Özay, İdari Yaptırımlar, s. 43

    [65]  Gözübüyük, Şeref, Yönetsel Yargı, 10. Bası, Ankara, 1996, s.26.

    [66]  Özay, Günışığında Yönetim, İstanbul, 1996, s.648

    [67]  Gözübüyük, a.g.e., s.29.

    [68]  A.Y.M. E.1970/6, K. 1970/29, T.4-6-1970; A.Y.M.K.D., S.8, s.300-313.

    [69]  Özbakan, Hulusi, İçtihatlı, Gerekçeli, Notlu, Açılamalı, Önekli, Disiplin Mahkemeleri Kanunu, Ankara, 1980, s. 4-5.

    [70]  Lütfi Ömerbaş’ın Karşı oy Yazısı; A.Y.M. E.1970/6, K. 1970/29, T.4-6-1970; A.Y.M.K.D., S.8, s.301.

    [71]  A.Y.M., E.1973/19, K.1975/87, T.15-4-1975; A.Y.M.K.D., S.13, Ankara, 1991, s. 447.

    [72]  Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, C.I,  İstanbul, 1967, s.2


    geri