ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ (AYİM)

High Military Administrative Court


  • MSB Ana Sayfa
  • AYİM Ana Sayfa
  • Makaleler
  • Makale Arama
  • Kararlar
  • Karar Fihristi
  • Karar Arama
  • İçtihatı Birleştirme Kararları
  • Kararlar

    ESASA İLİŞKİN KARARLAR
    Devlet Memurları İle İlgili İşlemler
    DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARILMA


    KARARLAR
    geri

    DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARILMA

    ÖZETİ:

    İçmek için esrar bulundurmak suçundan mahkum olan davacının eyleminin memuriyetle bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak değerlendirilmesinde ve 657 sayılı DMK.nun 125/E-g maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

    Davacı vekili 22.01.2003 tarihinde Balıkesir Vergi Mahkemesi, 24.01.2003 tarihinde AYİM kaydına geçen dava dilekçesinde özetle; Davacının Balıkesir Çok Programlı Astsubay Hazırlama Okul Komutanlığı emrinde sivil memur olarak görevli iken hakkında Balıkesir Bigadiç Asliye Ceza Mahkemesinde içmek için esrar bulundurmak suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığını, yargılamasının sürdüğünü, yargılama sonucu beklenmeden MSB Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla davacının Devlet Memurluğundan çıkarılmasına karar verildiğini, söz konusu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının beraat etme ihtimalinin bulunduğunu, davacının uyuşturucu kullanma alışkanlığının iptila derecesinde olmadığına dair Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 4 ncü İhtisas Dairesinin raporu bulunduğunu, Disiplin Kurulu Kararının faraziyelere dayalı olduğunu, davacının eylemi sübut bulsa dahi memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak kabulünün mümkün olmadığını, yerleşik yargı kararları karşısında içmek için esrar bulundurmak suçunun yorum yoluyla yüz kızartıcı suç olarak kabulünün mümkün olmadığını, davacının geçmiş safahatı ve sicillerinin verilen kararda dikkate alınmadığını, disiplin soruşturmasına 6 ay içerisinde başlanmadığını, MSB Yüksek Disiplin Kurulu Kararının hukuki olmaktan uzak sakat bir işlem olduğunu belirterek öncelikle yürütmenin durdurulmasına ve MSB Yüksek Disiplin Kurulu Kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davacı vekili, 23.01.2003 tarihinde Balıkesir Vergi Mahkemesi, 27.01.2003 tarihinde AYİM kaydına geçen dilekçesi ile de; önceki dilekçesindeki aynı gerekçelerle bu kez MSB Yüksek Disiplin Kurulunun kararı üzerine davacının birliğinden ilişiğinin kesilmesine dair işlemin yürütmesinin durdurulmasını ve iptalini talep ve dava etmiştir. Yargılama sürecinde AYİM Genel Sekreterliğinin 04.02.2003 tarih ve GENSEK:2003/155-İd. Ks. Sayılı yazısı ile her iki dava arasında maddi ve hukuki bağlılık bulunması nedeni ile birleştirilmesi talep edilmiş, AYİM 2 nci Daire Başkanlığının 19.02.2003 tarih ve GENSEK NO:2003/121, ESAS NO:2003/165 Sayılı kararıyla her iki dava arasında fiili ve hukuki bağlılık bulunması nedeniyle birleştirilmesine karar verilmiştir.

    Davacının yürütmenin durdurulması talebi AYİM 2 nci Dairesinin 14.05.2003 tarih GENSEK 2003/121 ESAS NO:2003/165 Sayılı kararıyla yasal unsurları taşımadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

    Dava dosyası ile MSB Yüksek Disiplin Kurulu soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; davacının Balıkesir Çok Programlı Astsubay Hazırlama Okul Komutanlığı emrinde görev yaptığı sırada, aynı kurumda görevli sivil memur ……………. ile birlikte, 16.01.2001 tarihinde ……………… isimli şahıstan 75.000.000 TL. karşılığında 60 gram esrar satın aldıkları, Balıkesir’e dönerken jandarmanın yaptığı arama sonucunda 60 gram esrarın poşet içerisinde aracın ön yolcu koltuğu altında bulunduğu ayrıca jandarma karakolunda davacının verdiği sigara sarma kağıtlarının …………….. tarafından tuvalete atıldığının jandarma tarafından tespit edildiği, davacı hakkında açılan kamu davası neticesinde, Bigadiç Asliye Ceza Mahkemesinin 20.02.2004 tarih 2002/21 Esas, 2004/27 Karar sayılı kararıyla davacının içmek için esrar bulundurmak suçunu işlediği kabul edilerek mahkumiyetine karar verildiği, verilen hapis cezasının paraya çevrilerek ertelendiği, kararın henüz kesinleşmediği, bu arada davacı hakkındaki yargılama devam ederken, disiplin amirlerince olayın öğrenilmesi üzerine 13.03.2001 tarihinde disiplin soruşturmasında başlandığı ve 28.03.2001 tarihinde soruşturma dosyasının gereği için Kara Kuvvetleri Komutanlığına gönderildiği, Kara Kuvvetleri Komutanlığınca, 06.04.2001 tarihinde davacı hakkında 657 Sayılı Kanunun 125/E-g maddesi gereğince işlem yapılması için soruşturma dosyasının Milli Savunma Bakanlığına gönderildiği, Milli Savunma Bakanlığınca birçok kez Bigadiç Asliye Ceza Mahkemesinden yargılama sonucunun istendiği, ancak karar verilmediği için temin edilemediği, zamanaşımı süresini gözeterek toplanan MSB Yüksek Disiplin Kurulunca 24.12.2002 tarih ve 2002/25 Sayılı kararı ile davacının 657 Sayılı Kanunun 125/E-g maddesi gereğince Devlet memurluğundan çıkarılmasına karar verildiği, bu kararın davacıya 14.01.2003 tarihinde tebliğ edildiği ve ilişiğinin kesildiği, davacının vekili marifetiyle yasal süre içerisinde iş bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.

    Dava konusu uyuşmazlık ceza yargılaması sonucu beklenmeden Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilip verilemeyeceği, içmek için esrar bulundurmak eyleminin Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirecek bir eylem olup olmadığı ve disiplin cezasında zamanaşımı bulunup bulunmadığı hususlarında odaklanmaktadır.

    Disiplin hukukunun esaslarından birisi de kamu görevlilerine karşı yürütülen disiplin soruşturmasının bağımsızlığıdır. Devlet Memurları Kanununda disiplin soruşturmasının ceza kovuşturmasından bağımsız olduğu açıkça vurgulanmış (Md. 125/7) ve memurun Ceza Kanununa göre mahkum olması veya olmamasının ayrıca disiplin yaptırımının uygulanmasına engel olmayacağı belirtilmiştir. (Md. 131/2)

    Disiplin soruşturmasını gerektiren fiil ile ceza kovuşturmasını gerektiren fiilin aynı olması durumunda ceza kovuşturmasının sonucu olarak verilen mahkeme kararlarının disiplin soruşturmasına etkisi üzerinde durulmasında fayda görülmektedir. Eğer sanığın isnat olunan fiili işlemediği sabit olmuş veya işlediği sabit olmamış (delil yetersizliği) veya işlediği fiil kanunda suç olarak gösterilmemiş veya suç olmaktan çıkarılmışsa verilecek karar beraattır. Beraat kararı delil yetersizliğinden verilmişse disiplin soruşturmasını bağlamaz. Çünkü disiplin soruşturmasında o fiil kurum düzeni ve memuriyet mesleği bakımından değerlendirilir. Sanığın ceza davasında suçu işlediği sabit olmuş ise verilecek karar mahkumiyettir. Devlet Memurları Kanununun 125/7 ve 131/2 nci maddelerindeki açık düzenleme karşısında ceza mahkemesince verilen mahkumiyet kararının disiplin soruşturması bakımından bağlayıcılığı bulunmasa da, söz konusu karar “diğer deliller” kategorisinde değerlendirilmek suretiyle disiplin soruşturmasında delil değeri taşıyabilir.

    Bu açıklamalardan da görüleceği üzere MSB Yüksek Disiplin Kurulunun Bigadiç Asliye Ceza Mahkemesinden dosyadaki delil mahiyetinde olan bilgi ve belgeleri isteyerek disiplin hukuku açısından kendi yaptığı değerlendirmeyle, ceza mahkemesi kararını beklemeden bir sonuca varması tamamen hukuka uygundur. Kaldı ki henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte davacı hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir. Üstelik davacı Yüksek Disiplin Kuruluna gönderdiği yazılı savunmasında da eylemi açıkça kabul etmiştir. Davacı vekilinin ceza mahkemesi kararının beklenmesi gerektiği yönündeki iddiaları hukuki dayanaktan yoksundur.

    Yasalarda yüz kızartıcı suçların tanımı yapılamamıştır. Yargı Kararlarında da yüz kızartıcı suçlar konusunda içtihat birliğine varılamamıştır. 1961 Anayasasının milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin bulunan 1801 Sayılı Anayasa değişikliği ile değiştirilen 68 nci maddesinde, 1982 Anayasasının aynı konuyu düzenleyen 76 ncı maddesinde, Cezaların İnfazı Hakkındaki 647 Sayılı Kanunun 879 Sayılı Kanunla değiştirilen 7 nci maddesi (B) bendinde, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 8 nci maddesinin (h) bendinde, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 48(A) ve 98 nci maddelerinde, 306 Sayılı Milletvekili Seçim Yasasının 9/7 maddelerinde, 2839 Sayılı Milletvekili Seçim Yasasının 11 nci maddesinde 1803 Sayılı Af Kanununun 20 nci maddesinde 442 Sayılı Köy Kanununun 33/5 maddesinde, 743 Sayılı Eski Medeni Kanunun 131 nci maddesinde, 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunun 11/b-2 maddesinde, 1602 Sayılı Askeri Ceza Kanununun 30 ncu maddesinde 926 Sayılı TSK Personel Kanununun 50/d maddesinde, 2821 Sayılı Sendikalar Kanununun 5 nci maddesinde, 2908 Sayılı Dernekler Yasasının 4/2-a maddelerinde yer alan hükümlerde yüz kızartıcı suçlar olarak hep aynı suçlar sayılmıştır.

    Yasa Koyucu tarafından bu maddelere “gibi” edatını koyulmakla, metinlerde sayılan suçlarla birlikte nitelikleri ve yasal unsurları bakımından onlara benzeyen başka yüz kızartıcı suçların bulunduğu söylenebilecek midir? TBMM’nin 12.05.1937 gün, 991 Sayılı Yorum Kararında;

    “1. Memurin Yasasının 4 ncü ve 49 ncu maddelerinde yazılı olan muhili haysiyet ve namus cürümleri tabiri mutlak olup ne bu yasada ve ne de diğer yasalarda hangi cürümlerin muhili haysiyet ve namus olduğunu gösteren bir kayıt ve sarahat bulunmadığı gibi bu hususta kazai bir içtihat da bulunmamasına;

    2.2071 Sayılı yasada sayılan cürümlerin muhili haysiyet ve namus olduğunun kabulü zaruri olsa dahi bu yasada tadat edilmeyen diğer ceraim ve ef’al muhili haysiyet ve namus mefhumu içerisine muhili haysiyet ve namus ef’alin yalnız bu cürümlere inhisar ettirilemeyeceği tabi bulunduğuna;

    3. Kanunen memnu olan ve bir suç teşkil eden her hadise esas itibariyle failin haysiyetiyle alakalı olmakla beraber muhitin ve içtimai sebeplerin tesiratına tabi olan muhili haysiyet ve namus fiillerde sebep, saik ve zaman değişmekle de telakki farkları hasıl olabileceğine göre bu nevi fiilleri vazıı kanun tayin ve inhisar ifade edecek tarzda tadat etmesi doğru olmayacağına ve binaenaleyh yasal ve inzibati bakımından suç sayılabilecek fiillerin bu amiller her zaman göz önünde bulundurularak bir neticeye varılmak üzere takdiri vaziyete bırakılması maksadı temine daha ziyade yarayacağına, Binaen muhili haysiyet ve namus tabirinin tefsir mevzuu olamayacağına ve bu mefhumun yasal tatbiki ile mükellef olan salahiyetli mercilerin takdir ve içtihatlarına bırakılması muvafık olacağına” karar verilmiştir.

    Doktrinde ve yargı kararlarında “gibi” terimi iki şekilde yorumlanmaktadır. Birinci görüşe göre “gibi” sözcüğünün maddede sayılan suçlara atıf yaptığı kabul edilmekte ve yüz kızartıcı suçlar maddede sayılan suçlarla sınırlı tutulmaktadır. (Bu konudaki örnek yargı kararları: Danıştay 1. D. 09.11.1983 1983/220 K.1983/260, Y.C.G.K. 09.03.1987 gün 608/107, Danıştay 5. D. E. 1987/1931, K.1989/640 AYİM 1. D. 04.04.1989, E.1988/390, K.1989/217) Diğer görüş ise dilbilgisi ve yorum kurallarını esas alarak benzer suçları da kategoriye alarak Kanundaki sayımın sınırlı olmadığını vurgulamaktadır. (Bu konudaki örnek yargı kararları:Y.C.G.K. 02.07.1996 gün 1996-3-144/171, Danıştay 10.D. E. 1987/1637, K. 1989/1877, DİDDGK.nun E.1992/117, K.1992/118, Danıştay 5. D. 30.04.1984 E.1981/2025, K.1984/2038, Danıştay 5. D. 17.03.1986 E. 1985/953 K. 1986/308, Danıştay 5.D. 29.12.1986 E. 1986/1946, K.1986/2547)

    Öncelikle belirtmek gerekir ki 657 sayılı Kanunun 125/E-g maddesinde Devlet memurluğundan çıkarma cezası için gereken eylemin mutlaka ceza hukuku anlamında yüz kızartıcı suç olması gerekmez. Devlet Memurluğundan çıkarma için aranan ölçüt; memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı hareketlerde bulunmaktadır. Bu bentte belirtilen yüz kızartıcı hareketler kavramı 657 Sayılı Kanunun 48 nci maddesinde belirtilen yüz kızartıcı suçlardan daha geniş kapsamlıdır. Ceza Hukukunda dahi kapsamı tartışmalı olan yüz kızartıcı suçlardan daha geniş yorumlanabilecek yüz kızartıcı hareketlerin sınırı memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede olmasıdır.

    Bu açıklamalardan sonra davacının içmek için esrar bulundurmak şeklinde gerçekleşen eyleminin memuriyet sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak değerlendirilmesinin yerinde olup olmadığı incelenmelidir. Davacı Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında sivil memur olarak görev yapmakta 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanununun 3, 353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 10 ncu maddeleri uyarınca askeri şahıs kabul edilmektedir. Yine 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 232 ve 233 ncü maddelerinde, TSK’de görevli Devlet memurlarına uygulanacak özel kanunlar belirtilmiştir. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli Devlet Memurlarına Disiplin hukuku bakımından daha katı kuralların uygulanmasına yasalarca imkan tanındığı bir gerçektir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin temeli disiplin üzerine kurulmuştur. Ceza hukukunun amacı kamu düzenini, disiplin hukukunun amacı ise kurum düzenini sağlamaktır. Uyuşturucu madde kullanmak Türk Silahlı Kuvvetlerinin Disiplin anlayışıyla tamamen zıt bir eylemdir. Uyuşturucu madde kullanmanın memuriyet sıfatıyla bağdaşmadığında da bir duraksama olamaz. Uyuşturucu kullanmak hem Türk Silahlı Kuvvetlerinde hem de Türk toplumunda tasvip edilmeyen, aşağılanan bir davranıştır. Bu nedenle utanç verici olması bakımından uyuşturucu madde kullananlar bu alışkanlıklarını gizleme gayreti içerisindedirler.

    Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görevli bir Devlet memurunun içmek için esrar bulundurmak (60 gram) suçunun memuriyet sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici bir hareket olarak değerlendirilmesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Nitekim Danıştay 10 ncu Dairesinin, bir polis memurunun resmi giysi ile gizlenemeyecek derecede sarhoş olarak görülmek suçunu işlediğinin sabit olması karşısında meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasını uygun bulması da kabulümüzü desteklemektedir. (Danıştay 10. D. E.1987/1367, K. 1989/1877, D.D. Sy. 78-79, S.532)

    Davacı vekili 6 ay içerisinde disiplin soruşturmasına başlanmadığını, disiplin suçunun zaman aşımına uğradığını iddia etmekte ise de; olay tarihinin 16.01.2001 tarihi olduğu,13.03.2001 tarihinde disiplin amiri tarafından Devlet Memurları Kanununun 127 nci maddesinde belirtilen 6 aylık süre içerisinde disiplin soruşturmasına başlandığı, yine MSB.lığı Yüksek Disiplin Kurulunun yasada belirtilen 2 yıllık süre içerisinde 24.12.2002 tarihinde disiplin cezası verdiği dikkate alındığında verilen disiplin cezasında zamanaşımı sürelerinin geçtiğinden bahsedilemez.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle, Davacının içmek için esrar bulundurmak eyleminin, memuriyetle bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak değerlendirilerek, MSB’lığı Yüksek Disiplin Kurulunca Devlet Memurluğundan çıkarılmasında ve bu karar uyarınca birliği ile ilişiğinin kesilmesinde hukuka aykırılık görülmediğinden yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE,

    Dergi No:20
    Karar Dairesi:AYİM.3.D.
    Karar Tarihi:25.03.2004
    Karar No: E.2004/14
    Karar No: K.2004/578


    geri