Cumhurbaşkanımız Sn Erdoğan MSÜ’deki Mezuniyet Törenine Teşrif Etti






Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Millî Savunma Üniversitesi (MSÜ) Müşterek Harp Enstitüsü ve Harp Enstitüleri Komuta ve Kurmay Eğitimi Mezuniyet Töreni'ne teşrif ederek bir konuşma yaptı. Törende Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Güler, Kuvvet Komutanları, Millî Savunma Bakan Yardımcısı Yunus Emre Karaosmanoğlu ve Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu da katıldı. 
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan konuşmasına, eğitimlerini başarıyla tamamlayarak mezun olan 227 subayı ve misafir subayları tebrik ederek başladı.  Askerliğin neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir meslek olduğunu belirten Cumhurbaşkanımız Erdoğan, savaşın ve yol açtığı acıların, kayıpların, yıkımların asla istenmeyen ama kaçınılmaz hale geldiğinde de mutlaka hazır olunması gereken bir gerçek olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "Şairin diliyle ifade edecek olursak 'Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felah / Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salah.' Evet biz dünyanın en güçlü ordularını, en büyük devletlerini kurmuş bir milletiz. Bunun için de tarihimizin her döneminde savaşa hazır olmanın önemini çok iyi biliyoruz. Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ifadesi de bu bakımdan çok önemli. Kendi vatanımızda ve tüm dünyada barışı sağlamının yolu caydırıcılıktan, yani bu hedefi gerçekleştirebilecek güce sahip olmaktan geçer." diye konuştu. 
Bu gücün en önemli unsurunun da iyi yetişmiş, disiplinli, donanımlı, cesur, hareket kabiliyeti yüksek bir ordunun mevcudiyeti olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanımız Erdoğan, teknik, taktik ve stratejik üstünlüğü sağlamadan barıştan söz etmenin beyhude bir uğraş olduğunu anlattı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, tarih boyunca millete "asker millet" veya "ordu millet" denildiğini aktararak, şöyle devam etti:
"Bunun sebebi savaşa çok meraklı oluşumuzdan değil, tüm fertleriyle bedenen ve manen mücadeleye daima hazır bulunmamızdan kaynaklanır. Bilhassa uğrunda gözünü kırpmadan hayatını feda edebileceği değerleri, yani ezanı, bayrağı, vatanı, devleti söz konusu olduğuna bu milletin her bir bireyi 'ölürsem şehit, kalırsam gazi' şiarıyla cepheye koşar. Çanakkale başta olmak üzere yakın tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. Hele 15 Temmuz, tam bir milli irade şahlanışıdır. Şahsımızın çağrısı üzerine milletimizin her bir ferdi hiçbir zorlama, mecburiyet olmadan, hiçbir karşılık beklemeden sokaklara dökülmüş ve ülkesini işgale kalkışan darbecilerin karşısına dikilmiştir. 
Bir sonraki pazartesi günü üçüncü yıl dönümüne ulaşacağımız bu kutlu kıyama fiilen katılan ve kalbiyle oradan olan milletimizin her bir ferdine, dualarıyla bize destek veren tüm dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum. 15 Temmuz ister siyasetçi, ister asker, ister hoca hangi kılığa girerse girsin, milletimizin dostunu, düşmanını hiç tereddütsüz ayırt edebilme ferasetine sahip olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu vesileyle Malazgirt'ten bugüne kadar vatanımızın bütünlüğü, milletimizin birliği, devletimizin bekası, değerlerimizin ayakta kalması için hayatını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum."
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, özellikle son dönemde terörle mücadele ve 15 Temmuz'da toprağa düşen şehitlerin yakınlarıyla, bu uğurda ölümü göze alan gazilere de şükranlarını sunarak, "Bugün biz de merhum Mehmet Akif Ersoy'un son nefesini vermeye yakın günlerde söylediği gibi, 'Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.' diyoruz." ifadesini kullanarak, İstiklal Marşı'ndan iki kıta okudu.
"Evet bize düşen İstiklal Marşı'mızın mesajlarını zihniyle, gönlüyle, kalbiyle anlamış, hayatını buna göre tanzim etmiş nesiller yetiştirmek, kurumlarımızı bu anlayışla geliştirmektir. Bunu da sizlerle birlikte yapacağız." diyen Cumhurbaşkanımız Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türk Silahlı Kuvvetleri, milletimiz tarafından 'Peygamber Ocağı' olarak tarif edilir. Bunun için askerimize de milletimizin Peygamberimize olan muhabbeti sebebiyle, dünyanın hiçbir yerinde yok, Mehmet rumuzuna dönüştürdüğü ismine hürmeten Mehmetçik denir. Bu ayrı bir özelliktir. Peygamber ocağındaki Mehmetçik'ten beklenen de medeniyetimizin, tarihimizin, ecdadımızın bize bıraktığı mukaddes mirasa sahip çıkmak, hak ve hakikat mücadelesini son nefese kadar sürdürmektir. İşte bu sebeple içindeki ayrık otlar, dikenler, aslan postuna bürünmüş çakallar titizlikle ayıklanarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hep sahip çıkılır, bu ocak hep el üstünde tutulur. Türkiye'nin gücünün, milletiyle ordusu arasındaki bu sarsılmaz bağdan kaynaklandığını görenler, gayet bilinçli bir şekilde saldırılarını aynı noktaya yoğunlaştırmışlardır. Evladını teslim ettiği Peygamber ocağına yapılan tüm saldırıları göğsünde söndüren de kanla suladıkları kin ve nefret tohumlarını yeşertmek isteyenleri hüsrana uğratan da yine milletimizin bizatihi kendisi olmuştur."
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, ne zaman bölgede kritik gelişmeler yaşansa, ülke içinde hem milleti kendi arasında bölmeye hem de orduyu yıpratmaya yönelik hadiselere şahit olunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: 
"Mesela yaklaşık çeyrek asır önce ülkemizde çoğu da Temmuz ayında yoğunlaşan gerçekten çok ibret verici nice olaya şahit olduk. Bölücü örgüt Doğu ve Güney Doğu bölgemizdeki karakollarımıza, ilçe ve il merkezlerimize kalabalık gruplarla saldırmaya başladı. Bingöl'de otobüsle intikal sırasında 33 silahsız askerimiz şehit edildi. Sivas'ta 33 misafir ve iki otel görevlisinin yanarak öldüğü olaylar yaşandı. Hemen ardından Başbağlar'da yine 33 vatandaşımız teröristler tarafından alçakça katledildi, şehit edildi. İçeride istediklerini alamayanlar bundan 10 yıl sonra Kuzey Irak'ta Süleymaniye'de farklı bir provokasyona yöneldiler. Bölücü terör örgütünün 35 yıldır ülkemizi hedef alan saldırılarına gizli, açık destek verenler, Suriye'de daha büyük bir tezgah kurmanın peşine düştüler. Esasen Gezi'den çukur eylemlerine, FETÖ'nün geniş bir alana yayılan ihanet girişimlerine kadar son dönemde yaşadığımız hadiseler de bu büyük fotoğrafın bir parçasıdır. Dikkat ediniz bu tuzakların hepsi de hem milletimizi sindirmeyi hem devletimizi çökertmeyi hem de özellikle ordumuzu etkisiz hale getirmeyi amaçlıyor. Hamdolsun hepsinin de üstesinden gelmeyi başardık. Bugün artık Türkiye varlığına ve birliğine yönelik saldırıları kendi topraklarında değil, doğrudan kaynağında karşılayabilme gücüne ulaşmış bir ülkedir. Ülkemizi terör örgütleri vasıtasıyla kendi içine hapsetme hamlelerinin önünü bu şekilde kestik. Milletimizle ordumuzun arasını açma gayretlerini bu şekilde boşa çıkardık. Suriye'deki oyunu bu şekilde bozduk. Doğu Akdeniz'deki oyunun istikametini bu şekilde değiştirdik."
Cumhurbaşkanımız Erdoğan savunma sanayisini geliştirme yönündeki çabaları, hiçbir mantıklı ve haklı gerekçesi olmadan baltalamaya yönelik adımların gerisindeki endişeyi iyi bildiklerini söyledi. Amerika başkanlarının kendisine kiralık bir İHA, SİHA dahi vermediklerini anlatan Cumhurbaşkanımız Erdoğan, kötü komşunun ev sahibi yaptığını, şimdi Türkiye'nin İHA'sını, SİHA'sını da ürettiğini, bunların daha ileri seviyesindekilerin de bir kaç ay içerisinde üretir hale gelineceğini kaydetti.
"Ülkemize savunma sanayi ile ilgili neredeyse her alanda örtülü veya açık ambargo uygulayanlar, bu işin aslında yürek işi, cesaret işi, azim işi, çaba işi olduğunu elbette bir gün anlayacaklar." diyen Cumhurbaşkanımız Erdoğan, savunma sanayisinde yüzde 20 yerliden başlayarak yüzde 70 yerli üretim yapar hale gelindiğini vurguladı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, artık kimseye ihtiyaç duyulmayacak bir noktaya gelindiğinde ne yapıldığının, ne denildiğinin bir öneminin kalmayacağını belirtti.
Güçlü ordunun sadece cesur değil, aynı zamanda iyi eğitimli ve doğru yönetilen asker olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanımız Erdoğan, bu bakımdan ordunun her kademedeki personel ihtiyacının karşılanmasına büyük önem verdiklerini söyledi.
FETÖ İLE MÜCADELE
Özellikle bugün mezuniyet törenleri vesilesiyle bir arada olunan komuta ve kurmay subayların eğitimini çok daha kritik gördüklerini ifade eden Cumhurbaşkanımız Erdoğan, şöyle devam etti:
"FETÖ'nün en çok hedef aldığı ve en büyük zararı verdiği subay eğitim kaynaklarımızı 15 Temmuz'un ardından süratle yeniden yapılandırdık. Milli Savunma Üniversitemizin bünyesinde topladığımız bu eğitim birimleri gerçekten takdire şayan bir hızla toparlandı ve ayağa kalktı. Çok kısa bir kesintinin ardından ordumuzun her seviyedeki personel ihtiyacı bu eğitim kurumlarımız tarafından karşılanmaya başlandı. Türk Silahlı Kuvvetlerimize bir daha ne FETÖ'nün ne de başka herhangi bir cuntacı, darbeci zihniyetin sirayet etmemesi için bu yeni eğitim sistemini geliştirerek, sürdürmekte kararlıyız. Milletimizle ordumuz arasına kimsenin girmesine izin vermeyeceğiz. Çünkü bu ordu ve gücünü ondan alan Türkiye, sadece kendi vatandaşlarına karşı sorumlu değildir. Tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de kendimizle birlikte umudunu bize bağlamış tüm dost ve kardeş topluluklar, mazlumlar, mağdurlar için de güçlü olmak ve güçlü kalmak zorundayız. Nitekim bugün Türkiye içerisinde yer aldığı ikili ve çok taraflı tüm askeri ittifaklarda başarısı ve taahhütlerine bağlılığıyla öne çıkan, takdirle takip edilen bir ülke durumundadır."
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, NATO'daki faaliyetlerin bunun en köklü ve en çarpıcı örneği olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin, NATO üyesi olduğu günden beri üstlendiği tüm görevleri alnının akıyla yerine getirdiğini, halen de Afganistan'dan Kosova'ya kadar pek çok yerde NATO şemsiyesi altında barışın korunmasına hizmet etmenin sürdürüldüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, şöyle konuştu:
"Türkiye'yi temsil eden askerlerimiz, bayrağımızı dalgalandırdığımız her yerde, askeri kabiliyetleri yanında, ahlakları, vicdanları, insani faaliyetleri, sosyal ilişkileriyle etraflarında bir sevgi halesi oluşturmaktadır. Srebrenitsa soykırımı gibi diğer ülke askerlerinin utanç verici sicillerinin hiçbiri bizim askerimize yaklaşamamıştır bile. İnşallah bundan sonra da gerek BM ve NATO bünyesinde gerek diğer inisiyatifler çerçevesinde üstlendiğimiz bütün görevleri layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğiz. Türkiye bulunduğu her yer gibi NATO'ya da değer katan, güç katan, hareket alanını ve vizyonunu  genişleten bir ülke olmuştur. Muhataplarımızdan aynı anlayışı gördüğümüz sürece de taahhütlerimize bağlı kalacağız." 
Türkiye'nin son dönemde gündeminde olan konuların önemli bir kısmının da savunma ağırlıklı olduğunu belirten Cumhurbaşkanımız Erdoğan, S-400 tartışması, F-35'lerin teslimatı hususu, Doğu Akdeniz'deki faaliyetlere yönelik tehditlerle Libya'daki son gelişmelerin bunların arasında yer aldığını söyledi. 
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, "PKK'sı ve DEAŞ'ı ile Kuzey Irak'tan ve Suriye'den ülkemize yönelik terör tehditleri zaten bizim ana gündemimizdir. FETÖ ve benzer paralel yapılanmaları da yakından takip ediyoruz. Uluslararası alanda ülkemizin ve dostlarımızın haklarını kararlılıkla savundukça savunma sanayinde maruz kaldığımız ambargoların arttığını görüyoruz." diye konuştu. 
Cumhurbaşkanımız Erdoğan, savunma sanayi alanındaki gelişmeleri şöyle anlattı:
"17 yıl önce savunma sanayinde ülkemizin dışa bağımlılık oranı neydi, hamdolsun bugün ne? Yani ihtiyacımız olan savunma sanayi ürünlerinin sadece yüzde 20'sini kendimiz üretebiliyorduk, şimdi ise yüzde 70. Biz gerçekten çok büyük engellerle zorluklarla sabotajlarla mücadele ederek savunma sanayinde bu orana ulaştık. Şimdi geriye dönüp baktığımızda şayet bunu başaramamış olsaydık, bugün ne halde olacağımızı düşünmek bile istemiyorum. Bu terörle mücadelede eğer bu gücümüz olmamış olsaydı Cudi'de, Gabar'da, Tendürek'te, Kandil'de Türk uçaklarını, İHA'ları, SİHA'ları kusura bakmayın göremezdik ama şimdi bunların inlerine girdik, inlerine girdikçe şimdi onlar kaçacak delik arıyorlar. Savunma sanayi konusunda halen önümüzde aşmamız gereken pek çok sorun bulunduğunun elbette farkındayız ancak tıpkı milli muharip uçak gibi, tıpkı kimi kritik mühimmatların üretimi gibi, tıpkı motor gibi şu anda karşılaştığımız zorluklar sebebiyle erteleme yoluna gittiğimiz her işin sonradan önümüze çıkardığı maliyetleri de biliyoruz. Bunun için savunma sanayi projelerinde yerliliği ve milliliği yükseltecek projelere daha sıkı sarılacak, daha fazla kaynak aktaracağız."
TBMM'de kabul edilen yeni askerlik sisteminin, ordunun yetişmiş ve uzman insan gücü ihtiyacını geliştirmesine de vesile olacağını vurgulayan Cumhurbaşkanımız Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Milli Savunma Üniversitemiz bünyesinde başarılı bir şekilde devam ettiğini gördüğümüz astsubay, subay, komuta ve kurmay subay eğitim faaliyetleriyle ordumuz her geçen yıl gücüne güç katacaktır. Bütün bu sevindirici gelişmelerde katkısı ve emeği olan herkese şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Bugün mezun olan subaylarımızı ve misafirlerimizi tebrik ediyorum. Sınırlarımız içinde ve dışında görev yapan tüm askerlerimize görevlerinde başarılar diliyorum. Rabbim hepsini de her türlü beladan, felaketten, husumetten, saldırıdan korusun diyorum."
DİPLOMALARINI TESLİM ETTİ 
Törende Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü ve Harp Enstitüleri Komuta ve Kurmay Eğitimi’nde dereceye girenlere, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler diplomalarını takdim etti.















 

Okunma Sayısı : 3877